Ana Sayfa

HAYVANCILIK VE ZİRAAT ODALARI

 

Sayın Cüneyt Ülsever,

STV’de yayınlanan EKONOMİPOLİTİK programınızı takip etmeye çalışıyorum. Tarımla ilgili programda Prof. Mehmet Altan’la Ziraat Odaları Başkanı ‘nın tarımla ilgili açıklamaları konulara ve problemlere hakimiyet bakımından ilginçti. Başkanın çözümler konusunda hala devletten medet umması beni düşündürdü. Kurulduğu günden beri oda başkanlarının konuşma ve hareketlerini takip ederim. Nüfusumuzun yarısını teşkil eden tarım kesiminin başkanları da maalesef içinden geldikleri ortamdan farklı değil. İstanbul İktisat Fakültesinde okurken Eminönü Halinde kabzımallık (komisyonculuk) yapıyordum. 1960 ihtilalinde komite üyesi üç yüzbaşının rakı sofrasında hazırlayıp yürürlüğe soktukları 80 nolu haller kanunu 13 sefer kadük olmuş tekliflerden sonra l995’de K H K kararname ile yürürlükten kaldırılabilmiştir. Bugünkü Başkan da o zaman ki yönetimde idi ve askerlerin rakı sofrasında hazırladığı kanundan beter ne idüğü belirsiz bir kanuna itiraz etmemişlerdi.

Ekte sunduğum ve sizden evvel pek çok kişiye de gönderdiğim yazılarımı okumak zahmetinde bulunursanız sevinirim. Hayvancılık konusunda ülkemizde cereyan eden olayları hiç kimse umursamıyor. Vakıa hangisini umursuyor ki diyeceksiniz. Bir tarım ülkesinde , halkının dünyanın en pahalı etini yemesi haysiyetime dokunuyor, utanıyorum.

Kasım 2000’den evvel toptan 700.000 lira olan tavuk eti bugün 2.000.000 liraya, 35.000 lira olan yumurta 100.000 liraya çıkarak üç misli arttı. Öte taraftan Kasım 2000 ‘de 2.300.000 lira olan kırmızı et ancak 2.900.000 liraya çıkabilmiştir. Buna rağmen bir Tarım Bakanlığı yetkilisi meydana gelen korkunç değişimin farkında olmadan “pahalı kırmızı ete karşılık, beyaz etin desteklenmesinden” bahsetmektedir.

Devletten, daha doğrusu devlet kadrolarından ümidimi kestim. Ancak,tarımdaki alt yapının düzelebilmesi toprak parçalanmasının önlenebilmesine bağlıdır. Bu da ancak devlet politikasıyla mümkündür.

Ülkemizde toplasanız birkaç bin kişinin ilgilendiği bale eğitimine bile kaynak aktaran devlet,nüfusunun yarısını teşkil eden köylüsüne emri altındaki TRT’de bile ancak sabahın köründe, saat altıda zaman ayırabilmektedir. Bugün emekli olmuş, tek tük bulunabilen nadir memurlarımızdan bir ziraatçı arkadaş “biz burada yediyüz kişiyiz, ancak üretime yedi yüz kilo katkımız yok” diyerek itirafta bulunmuştu. Türkiye’nin ilk ZEYTİN toplama makinasının imalatı sebebiyle dolaştığım zeytinci köylerde budamalardaki sistemsizliği dile getirdiğimde son budama kursunun otuz beş yıl önce açıldığını dolayısıyla ilmi ve teknik budama bilgilerinin unutulduğunu söylediler. Ziraat Odaları Başkanı Faruk Yücel çiftçinin eğitimine eğileceğine ,üreticinin halde mal satamamasından,sütçünün sütünü pazarlayamamasından dem vuruyor. AB ülkelerinde tarımın desteğini öne sürüp destek istemek pek akıl karı olmasa gerek. Tarımda çalışan dokuz milyon nüfusumuza karşılık AB ülkelerinde yedi milyon çiftçi bizim on mislimiz üretimi gerçekleştiriyor. Biz verimi değil köylülüğü destekledik ve bugün tarımı tamamen gözden çıkardık. Çünkü kral çıplak, deniz bitti. On senedir etimiz dışarıdan geliyordu,iki senedir de mercimek , kuru fasulye gelmeye başladı. Önümüzdeki senelerde şeker ve tütünü buna ekleyebiliriz. Tarıma mekanizasyonu, verimliliği sokmadıkça bırakın ihracatı kendimizi bile besleyemeyiz

AB ülkelerinde tarım gelirinin % 80 ‘i hayvancılık sektöründendir. Biz de ise ancak % 18 .Köylümüz teknik bilgiden yoksundur. Tarım Bakanlığı ve Ziraat Fakülteleri halkımızdan kopuk laf salatası üretmektedir. Veteriner Fakültelerimiz ve veterinerlerimiz yarış atı ve kedi, köpekten başlarını kaldıramamaktadır Geçtiğimiz yıl 200.000 lira olan süt şu anda üreticiden 250.000 liraya toplanıyor. Öte taraftan pastörize şişe süt 750.000, kutu ise 1.000.000 ila 1.200.000 liradır. Mandıraların kapanmasından sonra daha güçlenen ve SETBİR çatısı altında rekabetsiz bir ortam yakalayan fabrikalar yoğurdu 1.150.000 ila 1.400.000.liradan halka yediriyor. İkide bir devlet ve belediyeleri kışkırtarak yok etmeğe çalıştıkları sokak sütçüsünün fiyatı ise 400.000 lira. Sütünü peynir yaparak değerlendiren köy peyniri 2.000.000 lira,fabrika peynirleri ise 3.500.000 liradan başlamaktadır.

Toplum mühendislerimizin empoze etmeğe uğraştığı kooperatifçilik tutmadı. Ortak iş yapmak, birleşmek bir kültür ve eğitim işidir. Bu eğitimi vermesi gerekenlerin halkı , köylüyü tanımaması onlarla kaynaşamaması, kafalarındaki tek doğruyu empoze etmeğe uğraşmaları çiftçi eğitiminin en büyük engeli. Yazılarımda bahsettiğim GTZ çalışmaları çıkış yolu için iyi bir misal. Ağlamasını bilmeyen çocuğa meme vermezler. Hatta dayak yer. Nüfusunun yarısını temsil eden Ziraat Odaları temsil ettiği gurubun problemlerini ve çözüm yollarını bilmezse bu işi de Mehmet Altan mı çözecek? “Ben sabah kahvaltıma işçiyi ortak etmek istemem” diyen Profesör haklıdır ama sabah kahvaltısını bırakın öğle ve akşam yemeklerini de köylü ile paylaşmak zorundadır.

Kötü günler yaşayan tavukçuluktaki başarıyı büyük baş hayvancılık ve bütün tarım sektöründe yakalamamız mümkündür. 1965’te yumurtanın 50 kuruş . yemin 20 kuruş olduğu zaman “Aman bu işe fazla heveslenme, cılkı çıkar. Kazancı gören köylünün yetiştirmeyeceği şey yoktur“ demişti aklı başında bir ziraatçı. Üç yıl sonra yumurta 20 kuruşa düşmüş, yem elli kuruşa çıkmıştı. Ancak dünya o kadar küçüldü ki dahili piyasa biraz yükselse siz memleketi duvarlarla çevirseniz bile mal kaçak yolları buluyor. Ecevit‘in azınlık hükümetinin Tarım Bakanı “Beni bakanlıktan atsalar bile et ve canlı hayvan ithaline izin vermem” diye efelenmişti . Sanki onu takan varmış gibi. İran’dan kaçak getirilen hayvanları önlemeğe çalışan zavallı iki askerimizi iki ayda zor kurtarmıştık. PKK’nın kurduğu kaçakçılık düzeni hala da devam ediyor. Tavuk etinin üç misli arttığı piyasada kırmızı etin yerinde sayması başka neyle izah edilebilir. Ülkemizde hayvancılığın en zayıf olduğu Mersin Antalya civarında kurulan en modern mezbahalar neyi ifade etmektedir?

Kişi başına bir kilogram tüketimi olan zeytinde ihracata geçmenin ülkeye ne kadar büyük kazanç sağlayacağını iddia eden bir konuşmacıya, zeytine göre iki misli fiyatlı kaçak et girişinin yarattığı zararı anlatmama rağmen bir ET SEMPOZYUMU düzenlemeyi kabul ettiremedim. Geçen yıl 1.500.000 liradan 650.000 liraya düşen zeytin yağı şu anda 4.000.000 liraya fırladı. Neredeyse zeytinyağı ithaline yeşil ışık yakacaklar. Ağladıkça meme verilen çocuk kabul edilerek yarı aç yarı tok köyünde tutulan çiftçiye kazanmanın yolu yöntemi öğretilmedikçe, çiftçi ülke nüfusunun diğer yarısının sofrasının ortağı olmaya devam edecektir. Kahvaltısına işçiyi ortak etmek istemeyen profesör yıllardır sofrasında çiftçiyi misafir ettiğinin farkında bile değildir.

Yazarları gıpta ile kıskanmışımdır. Meramını doğru dürüst ifade edememek en büyük sıkıntım. ET konusu yıllardır beynimi zorlayan bir konu. Ya ben konuyu çok abartıyorum, ya karşımdakiler duyarsız ya da ben işin ciddiyetini ifadeden acizim.

Teneke Evin Torunu’nun Materyalizm ve Liberalizmi anlatan iki makalesi gıpta ile karışık kıskançlığımı depreştirdi. Ancak, belki bir fırsatını bulur da konuşursam yazıya dökemediklerimi onun kaleminden ilgilenenlere, beyin sancısı çekenlere ulaştırabilirim ümidindeyim.

 

Saygılarımla,

Salih MERT

11.12.2001