Ana Sayfa

TARIMDA EĞİTİM

 
 

 

Türk Eğitim sistemini ilmi manada ilk sorgulayanlardan Prof. Mümtaz Turan hocaya ihtilalin başı Gürsel paşa ısrarla Milli Eğitim Bakanlığını teklif eder. Rahmetli hoca konunun günlük politikalarla çözülemeyecek kadar büyük ve çetrefil olduğunu, zihniyet ve konjonktürün çözümü imkansız kıldığını ileri sürerek teklifi nazikçe geri çevirir.

Belki yüzlercesi gündeme getirilen eğitim reform teklif ve tenkitleri içinde beni en çok düşündüren Adalet Partisi kurucularından, Bursa Millet Vekili, Sanayi Bakanı Mehmet Turgut’un Japon Mucizesi ve Türkiye isimli eserindeki mukayese olmuştur. Zamanında siyasiler içinde kitap yazan nadir kimselerden olan Mehmet Turgut anormal devrelerde de bakanlık yapan kıymetli devlet adamlarımızdandır.

Mehmet Turgut’a göre Japonya’dan 30-40 yıl evvel batıya dönen Osmanlı, asırlardır batı ile komşuydu. Aynı devrede yaşamış ve ülkelerinin siyasi hayatına uzun zaman istikrar ve güç veren Osmanlı’da 2.Abdülhamit, Japonya’da İmparator Meiji ile başlayan bu akım bugün aynı neticeyi vermiş değil. İki dünya harbinde de yenilen ve hele ikincisinde iki atom bombası yiyen Japonya’nın durumu ile birinci dünya harbi yenilgisi sonunda batıya karşı kazandığı Kurtuluş Savaşından sonra harp görmeyen Türkiye’nin arasında dağlar kadar fark var. Mehmet Turgut’un kanaatine göre aradaki farkın sebebi, eğitim sisteminden kaynaklanmaktadır.  Japonlar, Batıya dönüş kararından önce Batının iki eğitim sistemini araştırıp İngiliz sistemini tercih etmişler, Türk aydınları ise Fransız sisteminde karar kılmışlar.  

Fransız sistemini takip edenler, kendileri gibi huzur bulamamış, İngiliz sistemini takip edenler ise başlangıçtan itibaren eğitimin faydasını görmüşlerdir. Fransız sistemi bütün milleti ilköğretimden geçirerek kalkınmayı, İngiliz sistemi ise gereği kadar insana eğitim vererek hemen kalkınmayı tercih eder. Fransız sistemini takip eden ve hala da ısrar eden Türkiye neredeyse bir buçuk asırdır milli gelirinin büyük bir kısmını harcadığı halde halkının büyük bir kısmına bazı – uçuk – teşebbüslerle ALFABE öğretmeye çalışmaktadır.

Kırsal kesimde, köylerimizde verdiğimiz ilköğretim eğitimi, askere gidenlerin evlerine, evdekilerin de askerlerine mektup yazmaktan başka bir işe yaramamıştır. Kaldı ki Özal devrinden beri çığ gibi büyüyen telefon merakı mektup yazmayı da unutturdu. Resimli(!) gazeteler de olmasa kanalları çoğaldıkça kaliteleri artacağına asparagas programlarla halkın beynini yıkayan televizyonlar yüzünden okuma yazmayı da unutacak millet.

Fransız eğitim sisteminin genlerimize yerleştirdiği kötü bir huy da, okul bittikten sonra bir daha elimize kitap almamaktır. Yüz otuz milyonluk Japonya’da yüz on milyon günlük gazete basılırken, yetmiş milyonluk ülkemizde – çeşitli promosyonlarla- üç-dört milyon basılabilmekte. Dün istiklalini kazanan Azerbaycan’da kitaplar yüz binler basarken bizde normalde üç-beş bin, en popüler yazarların ise bilemediniz on- on beş bin basar. Eğitim sistemimiz – herhalde – kağıt tasarrufunu çok iyi öğretmiş !...        

Meslek oda, dernek gibi teşekküller ile az sayıdaki Sivil Toplum Kuruluşlarının gayret ve ikazlarıyla başlayan mesleki eğitim ve kurslar ülke ihtiyacını gideremese de konunun gündemini idarecilerimize hatırlatmış ve meslek okullarının yayılmasına amil olmuştur. İş hayatı geliştikçe ara eleman ihtiyacı için açılan kısa süreli kurslar ileride iş hayatımızın büyük sanayicilerini de çıkarmıştır. Asırlardır, genlerimize işlemiş usta- kalfa- çırak ilişkileri en mükemmel müesseselerimizden olagelmiştir.

Pratikle nazariyeyi birleştiren sanat ve meslek okulları en büyük darbeyi 28 Şubat sürecinde görmüş, imam-hatiplerin önünü kesmek isterken onlar da nasiplerini almışlardır. Sorunun nasıl çözüleceği milletimizin  en büyük merak konusudur.

Bütün bu hareketlerden etkilenmeyen tek gurup çiftçiler olmuştur. Çünkü eğitimin ilk harfinin bir çizgisi bile çizilmemiş, bir zamanlar nüfus içinde %90’lara varan nispeti bugünlerde bile ancak %48-45’lere inebilmiştir. Bazı idealist Ziraatçilerimizin yanıp sönen ataklarıyla başlayan ÖRNEK ÇİFTÇİ, 4 K modeli, ve bazı yöresel teşebbüslere, son olarak Rahmetli Adnan Kahveci’nin başlattığı BU TOPRAĞIN SESİ programı katılmıştır. Ancak, televizyonda verilen program çiftçiye gösterilen değer gibidir. Sabahın köründe, saat altıda !..  Kast ( ! )sistemimiz en kalabalık gurubuna bu saati layık görmüştür. Ancak, ileride anlatacağım gibi bu programın başlangıcında ortaya konan TEZ benim de üzerinde durduğum bir konudur.

Bir zamanlar, milli gelirin %25’ini alan çiftçimiz bazı istatistiklere göre bugün % 13’lere gerilemiş, en alt % 20’lik gurubun içinde ancak Devlet yardımları ve hörgüçten yiyerek yaşayabilmektedir. Öte taraftan müstehlik bir çok gıda maddesini dünya fiyatlarının çok ötesinde tüketmek durumunda kalmaktadır. Nüfusumuzun neredeyse yarısı, diğer yarısını besleyecek tarım ürünlerini dünya fiyatlarında ve dünya kalitesinde üretememektedir. Sözüm ona tarım ülkesi Türkiye sanayi ülkeleri Amerika ve Avrupa Birliği ülkelerinden tarım ürünleri ithal etmekte, ithal izni olmayanlarda ise kaçakçılığı önleyememektedir. Bir diğer kıyasa göre Amerika’da nüfusun % 1.8, Avrupa Birliğinde % 4’ü ülkelerini beslediği gibi  bilhassa Amerika’da ihracatın önemli kalemlerini üretmektedir. Bizde ise söz sahibi olduğumuz sebze-meyve, salça ve makarnada ya ilaç kalıntıları veya kotalara takılmaktayız. Aslında Avrupa’lılar titizliklerinde haklılar. Gübre kullanımında PPM’de 8 birim azot yerine 23 birim azot çıkan salçayı, Viyana’dan geri gelen biberleri yetiştiren bizim çiftçimiz. Son zamanlarda yeşil biber ihracatçıları, Bursa Yenişehir’den ihracatı durduracaklarını söylemekte.

Tarımımız tam bir çıkmazda.

Ancak, çaresizlikler bazen çareleri de üretebilir.

Çiftçimiz, kazanca ve başarıya hasrettir. Dünya piyasasının üstünde fiyatlarla kazanamayan çiftçinin verimli çalışmadığı belli değil mi?

Verimli çalışmanın birinci şartı, bilinçli çalışmak değil midir ?

Çiftçimizin bilgisi nereden kaynaklanmaktadır ?

Babası veya çevresinden,

O, kimden öğrenmiştir ?

O da babasından veya çevresinden.

Bu soruyu yüzlerce sefer tekrar etsek alacağımız cevap da aynı olacaktır. Onların bildikleri ne derece doğruydu ve ne derece doğru aktardıkları ne malum. Patenti bendenize ait bir zeytin silkeleme makinesinin tanıtımı sırasında 35 yıl önce yedek subay öğretmen olarak bulunduğum zeytinci köyde tatbikat mahiyetinde yaptığım budama ve ilk defa gördükleri fabrika gübresi denemelerini  anlatıp, öğrencilerime yazdırmıştım. Sonradan tatbikatların allak- bullak edildiğini gördüm. Yağ nispetinin azaldığını söylediklerinde, yanlış gübre kullandıklarını anladım ve öğrencilerimden tertipli olduğunu bildiğim birine yazdırdıklarımı getirmesini istedim. Otuz beş senedir oraya hiç mi ziraatçı uğramamıştı ? Devamlı ve değişik çiftçilerle temaslarımda edindiğim kanaate göre çiftçi bildiğini sanıyor, bilmediğini, bilemeyeceğini kabul edemiyor.

Ziraatçilere ve bazı tanıdık Ziraat Fakültesi öğretim görevlilerine kurs, seminer vermeleri için ricalarıma isteksiz ve hatta beyhude gayret demelerini anlayamıyordum. Çiftçi, isteksiz ve lakayt, öğrenmeye hiç gayreti yok cevaplarını alıyordum. Heveslendirin sözlerime, nasıl sorusunu bana soruyorlardı.

İşte çözüm burada yatıyor !

Rahmetli Kahveci’nin BU TOPRAĞIN SESİ programının temelinde, program sonunda yapılacak sınavda diploma alanlara çeşitli avantajlar, bilhassa Ziraat Bankası kredilerinde indirim yapılacağı ilan edilmişti. Bursa Hayvan Yetiştiricileri ( HAYBİR ) derneği yönetim kurulu üyesi bir arkadaşımız, toplantılar uzayınca izin alır ve televizyonu dinlemeye giderdi. Ancak, tatbikatın Rahmetlinin ölümüyle gündemden kalktığı söylendi.

Çıraklığı bırakın, kalfalığı ilerlememiş berbere kafamızı teslim etmeyen bizler, nasıl yetiştireceğini, ilaç ve gübreyi nasıl kullanacağını bilmeyen çiftçimizin yetiştirdikleriyle zehirlenme tehdidi altında değil miyiz ? Bu sene mazot desteği verilen çiftçi acaba traktörünü doğru kullanıyor, sulamasını bilinçli yapıyor mu ?.Bu yazıyı  ve web sitemdeki yazılarımı okuyanların, o kadar da değil dediklerini duyar gibiyim. Ama, yine de ben haklıyım. Çünkü bizim çiftçimiz bir Amerikalı veya Avrupa çiftçisinin % 10 kadar, onların maliyetinin  on misli daha pahalıya üretebiliyor. Bu da gösteriyor ki bizim çiftçimiz üretimi ve üretimle ilgili hiçbir şeyi doğru bilmiyor. Hatta daha ileri giderek iddia ediyorum ki ÇİFTÇİMİZ ÇİFT SÜRMEYİ BİLMEZ.

Çift sürmek, toprağı işlemek çiftçiliğin ALFABESİDİR.

Toprak İşlemede suyun rolü :

Su, bitki yetiştirmede en değerli unsurdur. Yoksa bütün çöller sahipsiz kalmazdı.  Öyleyse topraktaki suyun muhafaza ve depolanması, bitkiye gerektiğinde hazır olması toprağın doğru işlenmesiyle mümkündür.

 Sürülen çift topraktaki suyun kaybına, akıp gitmesine veya buharlaşıp toprağın kurumasına sebep oluyorsa harcanan emeğe, mazota yazık değil mi ? Suyun topraktaki aşağıya inişi ile yukarı yükselişi, kapilariteyi ( kılcal damarlarda hareketi), buharlaşmayı bilmeyen çiftçinin sürdüğü çiftten hayır mı gelir ?

Toprak işlemede mikroorganizma faktörü :

 Toprak yüzeyindeki 12-15 santimlik kısımda yaşayan mikroorganizma bilgisi olmayan çiftçinin sürdüğü çiftle toprağın verimliliğini arttıran bu mikroorganizmaları bilmeden daha derinlere gömerek öldürmesi, fabrikasındaki işçileri öldürüp boş fabrikadan üretim bekleyen sanayiciden ne farkı vardır.

Bir sohbet sırasında, Anadolu Çiftçisi beddualıdır dediğimde bazıları kızarak sert çıkmışlardı. Anadolu’da tezek de yakılır, anızlar da; bunların içindeki mikroorganizmalar yanarken kendilerini yakanlara beddua etseler haksız sayılabilirler mi? Kaldı ki bu canlılar, yetiştirdiğimiz bitkilerin topraktaki besinleri almasını sağlar, karşılıklı yardımlaşırlar. Anadolu çiftçisinin fakirliğinin bir sebebi de zenginliğini arttıran, durmadan çalışarak, tatil, mesai, sendika ve grevsiz, gönüllü işçileri olan bu canlıları, tezek ve anız olarak yakmasıdır. Hele onların yaşam şartlarını bilmeden yapılan sürümlerle derinlere atılarak toprağın veriminin düşürülmesi akıllıca sayılır mı ? Mikroorganizma bilgisi olmayan çiftçinin sürdüğü çift akıllıca olabilir mi ?             

Toprak işlemede gübre :

Bitkilerin besin maddelerini kökleriyle aldığını hepimiz biliriz de yukarıda bahsedilen mikroorganizmalar olmadığında beslenmenin en düşük seviyelere indiğini çiftçimiz hemen hemen hiç bilmez. Bir dönüm tarladaki yüzlerce ton toprağa attığımız, 50 kg suni gübrenin nispeti, yüz milyonda birler seviyesindedir. Başlangıçta kendisine parasız verilen bu gübre çuvallarına delik açıp yola akıtarak köyüne taşımadığını anlatan pek çok hikaye dinlemişizdir. Çünkü kendisine bunun ilmi izahı yapılmamıştır. Bir adım ötesinde hayvan gübresi, yani mikroorganizma verilmeyen topraktaki besin maddelerinin kökler tarafından alınamadığı çiftçimiz tarafından bilinmez. Gerek sun’i, gerek hayvan gübresi , bilhassa hayvan gübresi tarlaya yayıldıktan nice zaman sonra sürülerek toprak altına alınır. Hayvan gübresindeki mikroorganizmalar, güneş, rüzgar altında öldükten bilhassa azotu uçtuktan sonra, faydası çok azaldıktan sonra bitkinin faydasına sunulur.

Toprak işlemede yabancı ot:

Bitkilerimizin su ve gübrelerine ortak istenmeyen yabancı ot ve bitkilerin tohumları yanlış alet ve yanlış sürümlerle derinlere gömüldüğünden ertesi seneler yüzeye çıkmakta ve tekrar tarlaya yayılmaktadır. Tarlada hiç görmediğimiz yabancı otların ertesi sene ortaya çıkmasının sebebi –maalesef- pullukla derin sürümdür. Toprak işlemede görüntüsü itibariyle en hoşa giden tarım aleti olarak klasik pulluk ve diskli pulluk en kötü toprak işleme aletleri olarak bir çok ülkede terk edilmiştir. Yukarıda ve aşağıda bahsedilecek bir çok olumsuz sonuçların müsebbibi olan bu ve bunun gibi aletlerin zararları çiftçimize iyi anlatılmalıdır.

Toprak işlemede bitki, ağaç kökleri :

Bitki ve ağaçların kökleri bizim ellerimiz, parmaklarımız gibidir. Yanlış toprak işleme ve sürümle biz onların el ve parmaklarını kesersek onları ölüme mahkum ederiz. Zeytincilerin bilgisizce yaptıkları toprak işleme yüzünden ağaç verimlerinin İspanyol ve hele İsrail zeytincisinin aldığı verimin beşte biri kadar olduğunu görüyoruz. Meyilli arazilerdeki zeytin bahçelerinin aslında hiç sürülmemesi gerektiğini yıllarca söylüyoruz. Bu tip zeytinliklerde yaptırdığımız denemeler maalesef  yeterince hızlı yayılmıyor. Hem beslenme köklerinin kesilmesi, hem organik maddece zengin ve canlı toprağın erozyonu verimi düşürmekte, çiftçinin fakirliğine sebep olmaktadır.      

Toprak işlemede erozyon :

Meyilli arazide, toprak işleme hataları sebebiyle her yıl Kıbrıs adası büyüklüğünde toprak kaybımız, edebiyat paralamakla önlenemiyor. Erozyoncu Dedemiz Hayrettin Karaca’nın gayretleri çiftçimize DOĞRU ALETLE, DOĞRU ÇİFT SÜRMEYİ öğretebildiğimiz zaman netice verecektir. Salonlardaki bilgilerin tarlayı işleyenlere öğretilmesiyle netice alınabilir. Yoksa biz söyler, biz dinler; her yıl Kıbrıs adası kadar toprağı denize akıtır, çene suyuna tirit doğrarız !

Erozyonu önleyecek bitki artıklarının tarlanın yüzeyinde kalması  gerekir. Ayrıca yüzeyde yarı gömülü bitki artıkları mikroorganizmaların canlı kalmalarını, topraktaki suyun buharlaşmasını önler, yorgan, örtü vazifesi yapar , kış aylarında donun daha derinlere inmesini önler.

SONUÇ

Tarımın alfabesi sayılan toprak işlemenin bilinmemesinden kaynaklanan verim düşüklüğünü dilimin döndüğü veya ifade kabiliyetim kadar anlatmaya çalıştım. Bildiklerim ve söylediklerim yanlış da olabilir. Ancak, yazdıklarım tecrübelerimin ve gözlemlerimin sonucudur. Uzun yıllar tarım bilgilerimin eksikliğini, anadan doğma değil, sonradan olma çiftçi olmama bağlıyordum. Sonradan, mali müşavirlik, muhasebecilikten emekli olduktan sonra bulaştığım, tarım makineleri imalatı sebebiyle devamlı çiftçilerle temasım sebebiyle, anadan doğma çiftçilerin de benden de bilgisiz ve dikkatsiz olduğunu gördüm.

Muhasebede temel kaide mutabakat, irtibattır. Bu mesleki alışkanlık, çitçilerin bilgisizlik, lakaydi ve bazılarına göre tembelliklerinin sebepleri merakımı kamçıladı.

1-Tarım nüfusumuz, batı dünyasına göre çok fazla.

2- Cumhuriyetin kuruluşunda % 90 nispetindeki 9 milyon çiftçi, bugün %48’e gerilese bile toplamda neredeyse dört misli artarak 33 milyona çıkmış. Dolayısıyla araziler dört misli küçülmüş.

3-Batı ülkelerinin 150 yıl evvel miras hukukunu değiştirerek, toprak bölünmesini, parçalanmasını önlediği halde, bizde hiçbir teşebbüs yok. Dolayısıyla makineleşmek imkansızlaşıyor.

4-Tarım Bakanımız Sami Güçlü’nün ifadesiyle minyatürleşmiş işletmelerin üretim, hasat, depolama, pazarlama gibi faaliyetlerinin maliyeti dünya fiyatlarının çok üzerine çıkmakta.

5-Bütün bu faaliyetlerin devlet tarafından öğretilmesi de becerilememiş, hatta ciddi olarak düşünülmemiş bile. Birleşme ve ortaklık kültüründen yoksun çiftçimizin, baba bildiği devletten devamlı istekleri popülist politikacılar tarafından – malum sebeplerden – desteklenmiştir. Bütün meslek guruplarının resmi, yarı resmi teşekkülleri yanında Dernekler yasasına göre kurulmuş birbiriyle rekabet ederek fikir ve hizmet kalitesini yükselten kuruluşlar vardır. Amma, tarım sektöründe yarı resmi Ziraat Odalarının haricinde bir elin parmakları sayısından fazla teşekkül sayamazsınız. Kaldı ki, üyelik aidatı mecburiyeti kaldırılmış bu teşekkülün mali bağımlılığı sebebiyle Bakanlık ve bürokratlarla, siyasilerin arzu ve emirleri dışına çıkıp çiftçi için fikir ve çare üretmesi beklenemez.   

6-Bilmediğinin farkında olmayan köylüye bazı nazari bilgiler verilmeye çalışıldıysa da, köylü psikolojisi ve  eğitim formasyonu olmayanların hareketleri, bu kabil gayretleri doğmadan öldürmüştür.

7-Hiçbirimiz başta okula severek gitmedik. Amma, büyüklerimizin , paşa olacak, vali olacak, öğretmen olacak dolduruşuyla eğitimi sevmiş, sonunda semeresini görmüşüzdür. Berber çırağı bile çıraklık ve kalfalığın sonunda rahat ve temiz bir meslek sahibi olma hayaliyle senelerce ayakta bekler. Ancak, çiftçiye böyle bir imkan verilmemiştir.

8-Yetişkin, mesleki eğitim konusunda ara eleman ihtiyacı tarım haricinde az-çok karşılandığı halde, devlete ait tarım işletmeleri haricinde bu ihtiyacın karşılanabildiği söylemez. Kaldı ki minyatürleşmiş işletmelerin, eğitim almış elemanların ücretlerini ödeyebilmesi de zaten imkansız gibidir.

9- Üretimi bilmeyenlerin, ortak çalışma kabiliyetleri de olmuyor. Aslında güçlerini birleştirerek büyümek, daha çok kazanmak sözden öteye geçemiyor.

10- Sisteme ve teşvike bağlanmayan eğitim faaliyetlerinden de netice almak mümkün değildir.

ÇARE

Bilim ve teknikten yoksun üretimle, dünya şartlarında, fiyatlarında, kalite ve miktarlarında üretim imkansız olduğuna göre en kısa sürede çiftçimizi EĞİTİM SEFERBERLİĞİNE tabi tutmazsak, bırakın dünya pazarlarını, kendi pazarımızı da yabancılara kaptıracağız.

Yüksek fiyatlara rağmen kazanamayan çiftçinin geçim sıkıntısını müspet kullanabilirsek, çok kısa zamanda eğitebilir ve bu eğitimin neticelerini çok çabuk üretime aktarabiliriz. Doğrudan gelir ve diğer teşvikleri eğitim şartına, diploma ve belgeye bağlamak suretiyle TARIM EĞİTİM SEFERBERLİĞİNİ başarabiliriz.

Bursa Yenişehir Çardak köyündeki üç yıllık eğitimle desteklenmiş bir çalışmayı dikkatlerinize sunmak isterim. Çalışkan ve bilgiye değer veren Çardak köyünden üç çiftçi daralan piyasa sebebiyle, domates, araka ve pancar yerine mısır ekimine karar vererek, Cargill firmasına sözleşmeli mısır ekiyor. Birinci yıl verimleri 700 Kg, ikinci yıl 1200 Kg , üçüncü yıl ise en yüksek dünya normuna ulaşarak 1908 Kg’a çıkıyorlar. Başarı, fabrikanın verdiği ilmi reçeteyi uygulamak.

Doğrudan gelir desteğini, teşvik primlerini ve banka faiz indirimlerini, hayvancılık, makine, ekipman teşviklerini her sene yenilenecek kurs, seminer belge ve diplomalarına bağladığımızda; yirmi kişiyle başlayıp, iki kişiyle biten kurs ve seminerlerin, bu defa sonuna kadar dolu ve canlı geçeceğini göreceksiniz.

Teşvik ve nemalardan mahrumiyet veya eksik yararlanma, öğrenme ve imtihanlarda muvaffak olma azmini kamçılayacaktır. Birinci yıl sonunda teşviklerden yararlanma gayreti, üretimdeki artışla birlikte, ikinci yıl öğrenme dikkatini kamçılayacak, artan üretim üçüncü yılda ortaklık, ortak çalışma, hiç olmazsa Pazarlama ortaklıklarına, dolayısıyla kazanç artışına sebep olacaktır.

Bin köye bin ziraatçi fikri, tarım eğitiminde beyin sancısı çeken biri olarak beni çok heyecanlandırmıştır.

 Erbabınca yapılacak temel eğitim programlarını televizyon, video, sinevizyon, konferans ve tatbiki kurslarla zenginleştirmek mümkündür. TRT’nin 4 kanalına özel televizyonların da katılacağı bir eğitim bombardımanıyla çiftçimizin çok çabuk eğitileceğini umuyorum.

Toprak işleme kurs veya ders belgesi sahibine tarım aletleri alımında, silaj kursları belgesi sahiplerine silaj makinesi ve hayvan edindirme, mikrobiyoloji ve gübre kursu belgesi sahiplerine gübre teşvikleri, sulama ve erozyon, kapilarite kurs belgelilere sulama ekipmanları teşvikleri TARIM EĞİTİM SEFERBERLİĞİNİ kamçılayacaktır.  

Aslında zor olan adil bir imtihan sistem ve kadrosunu kurmakta ve bozulmadan devamını sağlamakta olduğunu hissediyorum.

Düşünce sisteminde daha iyiyi, doğruyu, faydalıyı bulmak meşveret ile mümkündür. Hatalarımı ve eksiklerimi bildirme zahmetinde bulunacaklara, beyin sancılarıma ortak olacaklara şimdiden şükranlarımı sunmak isterim.

Salih MERT
05.12.2003

Diğer yazılarım için www.agrosan.net/ziraat sitesine giriniz.

Telefon: 0224.234 46 15

Cep       0533.695 4170