Ana Sayfa

HAYVANCILIĞIMIZIN SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI

 

1. TESPİTLER

Bir zamanlar 40 milyon nüfusumuza mukabil 80 milyon baş hayvana sahip bir ülke idik. İran, Irak ve Suriye’ ye binlerce koyundan oluşan hayvan kaçakçılığı yapılır idi. Hatta bu durum Yeşil çam ’ ın gündemine bile girmiş filmler çevrilmişti.

1983 yılı canlı hayvan ihracatımız 500 milyon dolarla tüm ihracatımızın % 20’sine ulaşmıştı. Bu potansiyelin ve verimin arttırılması için o günkü hükümetler damızlık ithalatına başlamış ve girdi maliyetlerini azaltmak için yem iadesi politikalarını devreye sokmuştur.

İleride izah edeceğimiz gibi yem iadeleri devlete büyük külfetler yüklediği halde hiçbir fayda sağlamamıştır. Damızlık ithalatı da hayvancılık ürünlerinin (et, süt, peynir) serbest ithalatı sebebiyle istenilen seviyeye ulaşmamış, teknik yetersizlik, bilgisizlik ve moral bozukluğu ithal hayvanların telefine veya kasaba verilmesine sebep olmuştur.

Sığırlarda yerli ırklarımızın verim düşüklüğü (ette 150 kg, sütte 1-2 ton) verimli ırk arayışlarını hep gündemde tutmuştur. Bir zamanlar “Montafon” revaçtaydı. “Holstein”, “Simental” ve “Jersey” e belirli bölgeler haricinde izin verilmedi. “Montafon” şu anda tükenmek üzere. “Holstein” hemen hemen bütün ülkeye yayıldı. Bazı yerlerde “Simental” denemeleri var.

Bütün gayretlere rağmen hayvancılığın gerilemesi ANAP dönemi sonrası hükümetler tarafından sıfır faizli hayvancılık kredilerini gündeme getirdi. Ancak istenilen netice alınamadı. Bursa ‘da 298 müracaatın yalnız ikisi fiilen bu işe girdi.

Üreticilerin desteklenmesi için birkaç sene verilmeye çalışılan et ve süt teşvik primleri de üreticiye değil, SETBİR üyesi firmalara yaradı. Güneydoğu Anadolu’daki anarşinin hayvancılığı baltalaması üretimin düşmesine, artan şehir nüfusunun tüketimi körüklemesi hayvansal ürünlerin fiyatlarının artmasına sebep oldu. Yine malum çevreler hayvancılığı kurtarma bahanesi ile etlik canlı hayvan ve et ithalatı izni aldılar. Fonlar indirildi, üretici eli böğründe sahipsiz bırakıldı.

Ülkemizde bazı aydınlar tarafından köylümüz cahil ve tembellikle suçlanır. Cahil olduğu doğrudur belki, ama bu onun suçu değildir. Bu kadar karışık ve ters politikalarla hayatı altüst edilen köylü ne yapacağını şaşırmaktadır.

Tahsilini Amerika’da yapan arazi sahibi bir arkadaşımı 20 yıl sonra sınıf arkadaşı bir Amerikalı ziyarete gelir. Hoşbeşten sonra Amerikalı ne yetiştirdiğini sorar. Otuz çeşide yakın mahsul sayan arkadaşıma hayretten açılmış gözleriyle bakan Amerikalı:

  • Mr, siz o zaman çok büyük bir alimsiniz. Bu kadar ürünü yetiştirmek için birikiminiz olan ihtisasınız önünde saygıyla eğilirim , demiş. Rahmetli:
  • Çok çeşit yetiştirmenin ihtisastan değil fiyat istikrarsızlığından doğan gelir dengesizliğini azaltmak için seçmek durumunda kaldığımı anlatabilmek için günlerce uğraşmak zorunda kaldım, demişti.

Hayvancılığın problemlerini ve doğuş sebeplerini anlayabilmek için tarımla ilgili umumi konulara bir göz atmamız gerekmektedir.

 

2- TARIM POLİTİKALARI VE OLUŞUMU

20 – Tarımsal nüfus:

Cumhuriyetin ilk yıllarında %80’lerde olan tarım nüfusumuz bugün bile %50’lerdedir. AB ülkelerinde bu oran %9-11, ABD’de de ise %2’dir. Bir zamanlar “kendi kendine yeten ülke” balonu da söndü. Kısacası nüfusumuzun yarısı diğer yarısını bile besleyemiyor. 2 Amerikalı ve 10 Avrupalı 100’er kişiyi beslediği gibi tarımsal ürünlerin de ihracını yapıyor. Acaba hangimiz tarım ülkesi? Bizdeki verimliliği de düşünün.

21- Milli gelirdeki pay:

Tarımsal nüfusun milli gelirdeki payı bir zamanlar %25’ler seviyesindeydi. Bugün ise %11’lere geriledi. Kırsaldan şehre göçün, terörden sonraki en büyük sebebi açıkça görülüyor.

22- Tarım Bakanlığının fonksiyonu:

Ülke nüfusunun yarısına hizmet veren ekonomik ve sosyal hayatına tesir eden kararların merkezi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’dır. Tarım politikalarının siyasi ve hukuki mesnedi tabii ki TBMM ve onun Tarım Komisyonu’dur. Nüfus oranına bakarak Tarım bakanının ve TBMM tarım komisyonlarının en popüler siyasiler olması gerekir. Hele Tarım Bakanlığının başbakandan sona libero bakan sayılması gerekir. Ancak durum tamamen farklı. Tarım komisyonu üyelerini bırakın, başkanın adını bile hatırlayan zor çıkar.

Tarım politikalarındaki başarısızlığın tamamını Tarım Bakanı veya Tarım Komisyonlarına yüklemek de insafsızlık olur. Etlik canlı hayvan, et, süttozu ve süt mamulleri ithal furyası sırasında bir tarım bakanı :

  • Ben ne yapayım, yetki benim değil. Ticaret ve Sağlık Bakanlığı’nın, demişti.

Herhalde suç köylünün de değildir. Çünkü politikaların tespitinde kendisinin hiçbir dahli olmadığı gibi fikri de sorulmamıştır.

23- İlgili Kanunlar:

Tarım bakanları ve TBMM Tarım Komisyonları en pasif siyasi kuruluşlardır. Çünkü tarımla alakalı konuları gözden geçirince bu hükmün doğruluğu ortaya çıkacaktır.

230 – Köy Kanunu:

1925 tarihli Köy Kanununun bugün hiçbir fonksiyonu kalmamış, sosyal, ekonomik, kültürel faaliyetlere dair hükümleri kadükleşmiştir.

231- Ziraat Odaları Kanunu:

Tatbikatına 1963’te başlanılan bu kanun tarım kesimini örgütlemeyi hedeflemişti. Müspet yönde değiştirilip, geliştirileceği yerde aidatlar konusundaki değişiklikle eli kolu bağlanmış, mali güçsüzlük yüzünden Tarım Bakan ve bakanlık bürokrasisinin vesayetinde bir teşekkül durumuna düşmüştür.

232- 80 no.lu Haller Kanunu:

Milli Birlik Komitesi’nin üç yüzbaşısı tarafından 1960 yılında yapılan kanun 1995 yılına kadar 13 sefer genel kurula gelemeden kadükleşmiştir. Nihayet Çiller hükümeti 1995 yılında KHK ile yeni fakat neredeyse eskisini aratacak bir hukuki düzenleme getirmiştir.

233- Hayvan Islah Kanunu:

904 sayılı ve çok eski Hayvan Islah Kanunu uzunca beklemelerden sonra meclise gelmiş ve kanunlaşmıştır. Ancak ne hikmetse kanun yüzde doksan – sanki iktisadi hayatımızın en büyük unsuru gibi- atla ilgilidir. Sanırsınız ki at yarışları çok mühimdir. Uzun yıllar Ziraat Odaları Başkanlığı yapmış bir şahsın Tarım Komisyonu Başkanı olduğu bir dönemde böyle bir kanunun nasıl çıktığına şaşmamak elde değil.

24- Tarımda eğitim

240- Teknisyen, mühendis, veterinerlik eğitimi:

Nüfusunun yarısı çiftçi olan bir ülkede tarım eğitimi önemli bir konu. Ancak hemen her okulu bitiren devlet kapısından ekmek bekliyor. Gerek yetişme tarzı gerek özel teşebbüsün bu sahadaki azlığı devlet kapısını cazip kılmaktadır. Hür teşebbüs ruh ve cesareti verilemeyen gençler ellerini taşın altına koyamamaktadırlar. 30.000 ziraat mühendisinin 10.000’i devlette, 2.000’i özel teşebbüste çalışmakta, 18.000’i de başka işlerde çalışmakta veya işsizdir.

241- Mühendis-Veteriner savaşı:

Tarım teşkilatında çok eskilere dayanan ziraat mühendisi-veteriner savaşı diyebileceğimiz bir çekişme, didişme sürmektedir. Hüsnü Doğan’ın bakanlığı sırasında yapılan teşkilatlanmadan sonra çok daha ileri boyutlara varan bu zıddiyet tarım camiasına büyük zararlar vermektedir. Çözebilen büyük dualar alır.

242- Çiftçi eğitimi:

Bütün cumhuriyet hükümetleri çiftçiyi eğitmek için gayret sarf etmiştir ancak iyi neticeler alınabildiği söylenemez. Verilen eğitim her iki taraf için de ciddiyetten uzaktı. Eğitimi verenlerin başarı ve başarısızlıkları kontrolden uzak, ayrıca ceza veya mükafatı yoktu. Çiftçi yönünden de verilen eğitim çoğunlukla kitabi yani nazari kalmakta, tatbiki köylü yönünden hayali görülmekteydi.

  1. Kooperatifleşme:
  2. Çok çeşitli kooperatif denemeleri içinde çok azı iyi neticeler vermiş, köy veya kasabaların iktisadi ve sosyal hayatlarını değiştirmiştir.

  3. Bu Toprağın Sesi:
  4. Rahmetli Adnan Kahveci’nin üzerinde ısrarla durup TRT ve tarım Bakanlığının müşterek çalışması olan bu program halen devam etmektedir. Ancak ne derece tesirli olduğu zamanla görülecektir.

  5. GTZ Denemeleri:

Almanya’da 1890’larda beş çiftçinin nüvesini kurduğu ve gelişerek devletin de koruyup desteklediği GTZ (Alman Teknik İşbirliği) teşkilatı Alman tarım ve hayvancılığının en büyük sivil toplum örgütüdür. Bu teşkilata üye olmayan bir almanın çiftçilik ve hayvancılık yapması mümkün değildir.

Bu kuruluş Almanya’dan ithalat yapan ülkelere teknik yardım yapmaktadır. Bu maksatla ülkemizde de Tarım Bakanlığı’na müracaat ederek kardeş sivil toplum örgütlerine yardım isteğini ilettiğinde böyle bir teşkilatlanmanın olmadığını görmüşler. 5 yıl sonunda kurulacak teşkilatlara devredilmek şartıyla bazı çalışmalara başlamışlardır. Damızlıkçı Birlikler işte bu Alman teşkilatının zorlamasıyla yapılmaktadır. Bu teşkilatlara giren üyeler taşın altına elini koymakta, masraflara iştirak etmekte, istihdam edilen uzmanların ücretini ödemektedirler. Eskiden bedava olduğu için tatsız bilgiler şimdi parayla daha iyi dinlenmekte, uzmanların çalışmaları devamlı ortaklar tarafından takip edildiği için nazari olmaktan çıkmaktadır. Bir kısım masraflar GTZ teşkilatı tarafından ödendiği için birlikte çalışmanın nimetinden istifade edilmektedir.

 

3. DEMOKRATİKLEŞME

30- Sivil toplum Örgütleri:

Ülkemizde ticaret, sanayi ve iş hayatında alınan mesafeler küçümsenemez. İlerlemeler bu sektörlerdeki örgütlenmelerin çalışmaları neticesidir. Ticaret ve Sanayi Odalarının ticaret ve sanayide sendikaların iş hayatındaki yükselişlere katkısı çok büyüktür. Bu teşekküllerin sosyal, hukuki ve siyasi baskı ve yaptırım gücü bakanları, hükümetleri ve parlamentoyu daima duyarlı olmaya mecbur kılmaktadır. Sermayesi bir koltuk, ustura, makas ve aynadan ibaret olan berberin dahi dükkan açabilmek için meslek teşekkülünden izin alması gerekir. Esnaf derneklerine, ticaret ve sanayi odalarına, sendikalara bu gücü veren teşekküllerin kuruluş kanunlarıdır. Bu örgütlerin yöneticiliğinin maddi ve manevi avantajları yönetim rekabetini kamçılamakta, rekabet liderlik seviyesini yükseltmektedir.

Maalesef tarım kesimini örgütlendirecek Ziraat Odaları Kanunu yukarıda bahsedilen teşkilat kanunlarına benzememekte, üyeliği bir nevi gönüllü hale getirmektedir. Çiftçiler de örgütlensin demek çare değildir.

Ticaret ve Sanayi Odaları en güçlü yarı resmi sivil toplum örgütleri olmasına rağmen Dernekler Kanunu’na tabi TUSIAD, MUSIAD, TUGIAD, EGIAD gibi birçok teşekkül ticaret ve sanayi hayatının meselelerini kamuoyuna aktarmakta ve çözümler üretmektedir.

Kanaatimizce her mesleğin sorunlarının çözümü bizzat kendileri tarafından bulunabilir. Devleti “BABA” bilen, kendi sorunlarını çözmeye alışamamış tarım kesiminin teşkilatlandırılması yine de devlete düşmektedir. Ancak, örgütlenmenin cazip kılınmaması durumunda Ziraat Odaları örneği tekrar yaşanabilir.

31- Verim ve Gelir Düşüklüğü:

Tarım nüfusunun çokluğu tarım alanlarını küçülttüğü gibi miras hukukumuz da küçültmeyi hızlandırmaktadır. Amerika ve Avrupa’da tarım sahasında miras hukuku bölünmeye izin vermemektedir. Bizde ise hiçbir parti bu konuyu programına almış değildir.

Bölünerek küçülme tarımda mekanizasyonu ve yatırımı imkansız kılmakta, dolayısıyla verim ve gelir düşmektedir. ABD’de nüfusun %2’si 230 milyonluk Amerika’yı doyurduğu gibi tarım ürünleri de ihraç edebilmektedir. AB ülkelerinde ise nüfusun %9-11’i tarım ile iştigal etmekte ve bu sanayi ülkeleri tarımsal ürün ihraç edebilmektedir. Hollanda bizim Trakya kadar araziden 65 milyon dolarlık tarımsal ve hayvansal ürün ihraç edebilmektedir. Nüfus ve arazi göz önüne alındığında onlarda ve bizde verimin boyutları ortaya daha iyi çıkmaktadır.

33- GATT Anlaşması:

1994 yılında ABD’nin zorlamasıyla bütün dünyanın kabul ettiği “Genel Gümrük Tarifeleri Anlaşması – GATT”, bütün dünyada gümrüklerin indirilmesini, ticaretin serbestleştirilmesini ve teşviklerin kriterlere bağlanarak zamanla kaldırılmasını hükme bağlamıştır. Bir zamanlar Fransa’da şimdilerde ise Yunanistan’da çiftçilerin isyana varan isteklerine hükümetlerinin yüz vermemesinin temelinde ABD dayatması vardır. Tarımı dünyanın en üstün teknolojik seviyesini yakalamış ABD, diğer ülkelerin tarım teşviklerinin önünü kesip liderliğini devam ettirmek istemektedir. Nitekim makarnacılarımız bir yıldır ABD’ye makarna satamamaktadır.

 

4- TEŞVİKLER

40- Teşviklerin Hedefleri:

Bütün dünyada sosyal, siyasi veya ekonomik sebeplerle bazı üretimler teşvik edile gelmiştir. Teşvik kriterlerini gözden geçirelim:

400- Üretimi Arttırmak:

Teşviğin mutlaka üretimi arttırıcı vasfı olmalıdır. Yalnızca teşvik alana menfaat sağlayan teşvikler siyasi ve idarecileri müşkül duruma düşürdüğü gibi sosyal barışı da zedeler ve neticede teşviği alanlara da zararı olur.

401- Maliyet Düşürmek:

Teşviğin maliyeti düşürücü olması gerekir. Aksi halde maliyeti yükselen ürünün satışı azalır, orta ve uzun vadede teşvik sahibine zararlı olmaya başlar.

402- Sınırlılık:

Teşvik, gaye ve zamanla sınırlı olmalıdır. Çok uzun zaman devam ettirilen teşviklerin gayeden saptığı, alana zarar verdiği görülmüştür.

41. Teşviklerin Fayda ve Zararı :

Sanayi ülkeleri olan ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerin aynı zamanda tarımsal ve bilhassa hayvansal ürün ihracatçısı olması bu ülkelerde zamanında akılcı teşviklerle ulaşılan üstün verim sebebi iledir.

Bir Kanadalı veteriner ülkesindeki teşviğin şu anda hayvancılığı çöktürdüğünü söylemişti. Kanada‘ da süt fiyatları Board denilen bir teşkilat tarafından uzun seneler 50 cent olarak çok yüksek tutulmuş. Yüksek kazanca göre kesif yemle maliyetler yükselmiş. GATT anlaşması imzalandıktan sonra düşen gümrükler sebebiyle ABD ‘den 15-18 cent ‘e süt girince hayvancılık çökmüş. “Amerikalı 15-18 cent ‘e nasıl süt verebiliyor?” diye sorduğumuzda “Silaj teknolojileri maliyetlerini çok düşürüyor” demişti.

 

5- HAYVANCILIK POLİTİKA HATALARI

50- Danışma ve Danışma Mekanizması:

Evvelce de gözden geçirdiğimiz gibi ülkemizde tarım politika ve kararları TBMM Tarım Komisyonu ve Tarım Bakanlığı tarafından tayin ve icra edilir. Bu politikaların tespitinde sivil toplum örgütlerine sahip olmayan çiftçimizin hiçbir dahli yoktur. Ancak, çiftçiye makine, ilaç, tohum, yem, damızlık satan grupların meslek teşekküleri politika oluşturmada çok etkilidirler.

Derdi çeken üreticiye hiçbir zaman fikri sorulmamış, “BABA” bilinen devletin her kararına boyun eğmesi vazifesi, idarecilerimizin ise hakkı bilinmiştir.

51- Hayvan İthalinde Irk Israrı:

Uzun yıllar Kars’a Simental, Karadeniz’e Jersey ve bütün Anadolu’ya Montafon sığır ırkında ısrar edilmiştir. Holstein’ın bütün ülkede tutulması elli yıllık Montafon çalışmalarını sıfırlamıştır.

52- Hayvan İthalinde Devlet – Özel Sektör:

İlk başta damızlık hayvan ithalinde kamu kurumları görevlendirilmişti. Memurların ticaret yapma becerisinden yoksun oluşu bazı problemleri gündeme getirmiş, bilahare bu iş özel sektöre devredilmişti. Tecrübesizlikten kaynaklanan denetimsizlik, aşırı kazanç hırsı bu sistemdede büyük şikayetlere sebep olmuştur.

İstatistiklere ne derece güvenilir bilinmez ama şu ana kadar ülkemize 150 bin kadar ithal damızlık sığır girmiş bulunmaktadır. Gerek kamunun gerek özel teşebbüsün ithal hayvanları içinde çok iyileri yanında ülkemiz hayvanlarından daha düşük verimli olanları çıkmıştır.

1995 yılında ithal edilen hayvanlar içinde ölen, sakatlanan veya kesilen hayvanlar sebebiyle Başak Sigorta’nın riskinin 11 trilyona ulaştığı söylenmektedir.

53- Sperm İthalatı ve Yerli Irkların Islahı:

Entegre tesislere sahip kamu ve özel teşebbüs işletmelerinin damızlık ithali ve yetiştirdikleri düvelerin satışı teşvik edilse daha iyi olur kanaatindeyiz. Çünkü tamamen damızlık ithaliyle ırk değiştirmek taşıma suyla değirmen döndürmeye benziyor. Başlangıçtan bugüne yerli ırklara ithal sperm döllenerek yola çıksaydık bugün 5 veya 6. nesile ulaşacak ve gayeye erişmiş olacaktık. Bugün ise 150 bine ulaştığı söylenen damızlıklar ve yavrularının adedi 50 bin var mıdır?

Yerli ırklardan mesela Güneydoğu Anadolu kırmızısı araştırması yapacaklara destek vermek gerekir. İsrail'’n bu ırktan kan aldığı herkesin malumudur.

55. Kesif Yem ve Yem İadesi:

Geviş getiren işkembeli hayvanlar, bitki gövde, sap ve yapraklarındaki karbonhidrat (selüloz, nişasta, şeker) ile protein, vitamin ve mineralleri et ve süte çeviren yani yiyecek zincirinin en basit maddelerini insanoğluna en mükemmel ve besin zincirinin son halkalarından et ve süte dönüştüren harika fabrikalardır. Maalesef ülkemizde bu durum göz ardı edilerek bu hayvanların insan yiyeceği hububatla beslenmesi devlet tarafından teşvik edilmiştir. Bu yanlışlığı teknik olarak izah etmeye çalışalım:

Yumurta tavukçuluğunda 110 gr yem ile ortalaması 55 gr olan yumurta elde edilir. Yani yemin yumurtaya dönüşme oranı %50’dir. Öte yandan et tavukçuğunda 2 kg.lık tavuk eti için 4 kg yem tüketilir. Değerlendirme oranı %50’dir. Sığırlarda ise 8 kg.’lık kesif yem ile 1.5 kg canlı ağırlık ve %60 nispetinde 900 gr karkas et elde edilir. Yemin ete çevrilme oranı %11’dir. Bu durum kesif yem ile sığır yetiştiriciliğinin mantıksızlığını açıkça gösterir. Zaten hayvansal ürünler ihraç eden ülkelerde sığır yetiştiriciliğinde kesif yemin oranı %10’u geçmez. 1983 yıllarında başlayan ve çeşitli suistimallere de uğrayan yem iadesi teşviği üreticiyi yanlış yönlendirmiş, maliyetlerin yükselmesine ve devamlı zarar etmesine sebep olmuştur. Dünya piyasalarına göre hububat çiftçisini desteklemek amacıyla yüksek fiyatla alınan hububatın yem fabrikalarına çok ucuz fiyatla devri de iade yerine konulmuş lakin yine de hayvancılığı kurtaramamıştır.

56- Kaba Yem ve Mera Islahı:

Meraklılarının gözünden kaçmamıştır: Anadolu’nun birçok yerinde tellerle çevrili bazı arazilerde levhalar görülür: “Bu arazide Tarım Bakanlığı’nın ... mera ıslahı çalışması yapılmaktadır.” Kırmızı, mavi, sarı dikenlerle kaplı bu arazide hele sonbahara doğru ottan gayri herşey bulunur. 5-6 ay yağış almayan 300-400 mm yağışlı bölgelerde meranın nesini ıslah edeceksiniz? Hala bu fikirde ısrar edenleri anlamak mümkün değildir.

Ülkemizde düzenli yağış alan Adapazarı, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgeleri haricinde mera yapmak hayaldir. Ancak, 250-300 mm yağış alan yerlerde bile yem bitkisi üretip hayvancılık yapan ülkeler var. Türkiye’de mera değil ülke şartlarına uygun yem bitkileri araştırması yapmak, yem bitkisi yetiştiriciliği teşvik etmek gerekir.

57. Veterinerlik Hizmetleri:

Veterinerliği memur statüsü ile icra etmek mümkün değildir. Hayvana “Cumartesi-Pazar günü hastalanma ve sakın ola ki doğurayım deme” diyemezsiniz. Bu sebeple veterinerlik özel teşebbüs işidir. Devlet teşvik ve kontrol etmelidir.

Almanya’da sütçü, etçi ve damızlıkçıların tabi olduğu veterinerlik hizmetleri sınıflarına uygun tarzda GTZ sivil örgütü tarafından yapılır. Devlet teşvikleri GTZ kanalıyla uygular. Sanırım bizde de Damızlıkçı Birlikleri’nin yanında süt ve et birlikleri kurularak veterinerlik hizmetlerinin özelleştirilmesi uygun olacaktır.

58-Süt –Et Teşvikleri :

Ülkemizde sütün büyük bölümü tüketiciye sokak sütçüleri tarafından ulaştırılır. Mandıra ve fabrikalar bu ezeli rakiplerini yok edebilmek için kamuoyu ve bakanlıkları zaman zaman harekete geçirir. Ancak, iktisaden onların yaşam şartlarını daima kendileri yaratıyor. Bu günlerde üreticiden 35.000TL.’ na alınan süt, sokak sütçüsü tarafından tüketiciye 50.000 TL’na satılmaktadır. En kolay ve maliyeti en ucuz fabrika-mandıra yoğurdu 90.000-150.000 liradır. Ülkemizde süt çoğunlukla yoğurt ve peynir olarak tüketilir. Peynirin en ucuzu ise 250.000 liradır. Bu fahiş fiyatlar devam ettiği müddetçe SETBİR üyelerinin sokak sütçüsünü alt etmeleri mümkün değildir. Birkaç yıl kendi kriterlerine uygun fabrikalara sütünü veren üreticilere prim verdirdiler. Neticede üreticiye değil kendilerine yarayan bu teşvik kaldırıldı. Süt tozu ithaliyle de darbe yiyen hayvancılığımız; ineklerin kasaba verilmesine sebep oldu. Arkasından etlik dana sıkıntısı et işleyen firmaların besi danası ve et ihlalini gündeme getirdi. Fonlar adeta sıfırlanarak ülke hayvancılığı tüketilme noktasına getirildi. Geçen yıl İngiltere‘ de bu yıl da Almanya’ da ortaya çıkan “deli dana “ hastalığı et ve hayvan ithalini durdurdu. Ancak, “deli dana “ paniği sığır eti satışların da ucuza bir müddet düşüşlere sebep oldu.

 

6-HAYVANCILIĞIN STRATEJİK ROLÜ:

60- Besleme :

Büyüme, sağlık ve zeka üzerinde süt ve etin rolü bütün dünya tarafından tespit edilmiş bir hakikattir. Bazı ülkelerde 140lt ‘ya varan süt tüketimi ülkemizde maalesef 5-6 lt ‘ye düşmüştür. Et tüketimi ise 10kg ‘a kadar gerilemiştir.

61- Doğu ve Güneydoğu‘nun Boşalması

Terörün Doğu ve Güney doğu ‘da yarattığı en büyük sorun hayvancılığı neredeyse yok etmektedir. 1983’ün en büyük ihraç kalemlerinden koyunculuk tükenmiştir. Ayrıca halk üreticilikten tüketiciliğe geçmiş, şehirlerde işsiz her türlü provokasyona açık yığınlar oluşmuştur. Şehirlerin alt yapısı ve nüfusu taşıyamaz olmuş, işsizlik sosyal patlamalara yol açacak seviyelere ulaşmıştır.

62- İhracattan İthalata Geçiş:

Ülke çok kısa zamanda ihracatçı konumdan ithalatçı duruma düşmüş, dış ticaret dengesi daha da zorlaşmıştır. Ayrıca bayağı gelişmiş deri ve deri mamulleri sanayimiz de ham madde sıkıntısına düşmüştür. Birkaç yıldır ihtiyaç bu sahada da ithalatla karşılanmaktadır.

63- Komşu Ülkelerin İhtiyacı:

Aslında komşu ülkeler tarımsal, bilhassa hayvansal ürünlere muhtaçtır. Bu pazarları başkalarına kaptırmamak için kısa sürede hayvancılığımızı kalkındırmamız gerekir. Hazır Avrupa’da deli dana hastalığı sebebiyle Türkiye en temiz etin bulunduğu ülke durumuna geçmiş bulunuyorken!..

64- Türki Cumhuriyetler:

İstikbalde Türki Cumhuriyetlerin damızlık ihtiyaçlarını da göz önüne alarak damızlık politikamızı daha geniş ve uzun vadeli düşünmek gerekir.

65- Turizm:

Parlayan turizmimizin kaliteli, standard et ihtiyacı nasıl karşılanacak? Avrupa turistik tesislerde süt ile beslenen danalardan elde ettiği pembe et ile turist mutfaklarını donatırken biz bu gidişle tavuk eti bile zor bulacağız.

 

7- HAYVAN BESLEME TEKNOLOJİLERİ

70- Silaj: Dünyada ve Türkiye’de Tarihçesi

Hayvanların yiyebildiği her türlü yeşil bitkilerin gövde, sap, dal ve yapraklarının kıyılarak havasız (oksijensiz) ortamda saklanmasına “SİLAJ” denir. Ülkemizde “hayvan turşusu” da denmektedir. Devlet çiftliklerinde uzun zamandır yapılan silajı sanırım 1971’de ilk yapan bendenizim. 1988’de 5 arkadaş daha başladı. Bu sene Bursa’da 3692 kişi silaj yapmış bulunmaktadır.

Geçtiğimiz yıl ABD’de 100. yıl silaj kongresi yapıldı. Bizde ilki Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi tarafından 1997 yılı Eylül ayında yapılacak.

71- Silaj Çeşitleri:

Bu yazı silaj yapma kılavuzu değildir. Ancak, ülkemizde silajın çoğu mısırdan yapılmaktadır. Diğer yem bitkileri ve hububatlar silaj yapımında kullanılır. Ancak, gerekli mekanizasyon ülkemizde yapılmamaktadır. TİGEM çiftliklerinde çeşitli ülkelerin numuneleri vardır.

72- Silajın Hayvan Beslemedeki Rolü:

Bu yıl kendi arazimde koçanlı mısır silajını 700 liraya mal ettim. Yeşil aksama kıyasla %30 daneli ve %28 kuru maddeli bu silajın piyasa değeri 5.000 liradır. 20 litre süt veren bir ineğin günlük besin ihtiyacı 20 kg silaj + 2 kg kesif yemdir. Bunun yerine kesif yem ile beslediğimiz zaman bir hayvanın günlük masrafı:

8 kg kesif yem 26.000 TL 208.000 TL
2 kg saman 12.000 TL 24.000 TL
1 kg ot 30.000 TL 30.000 TL
TOPLAM  

262.000 TL


Silaj ile beslemede ise:

20 kg silaj 700 14.000 TL
2 kg kesif yem 26.000 52.000 TL
TOPLAM   66.000 TL

 

262.000 – 66.000 = 196.000 TL günlük kazanç farkı doğmaktadır.

196.000 * 365 = 71.540.000 TL’lık yıllık kazanç farkı meydana gelmektedir.

Et üretiminde de aşağıdaki kazanç farkları doğmakta, günlük canlı ağırlık artışı aynı olduğu düşünülürse 1.5 kg.lık %60’ı karkas ettir. Bugünlerde üreticiden 400.000 liraya çıkan etin getirisi 400.000 * 0.900 = 360.000 TL’dır. Silajla beslemede günlük 294.000, kesif yem ile beslemede yalnızca 98.000 lira kar görülmektedir. Buna göre ette de 71.000.000 kar farkı ortaya çıkmaktadır.

Bu kıyaslamalar sığır besiciliğinde silajın ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

73- Mekanizasyonun Önemi:

Silajın yapılabilmesi için makineler gereklidir. Ancak, mısır silaj makinelerinin 1996 sonu itibarıyla fiyatları 400 milyon TL.dır. Bir makine günde 40 ton silaj yapabilir. Ağustos – Eylül – Ekim aylarında 60 gün %50 randımanla çalıştığı hesap edilirse yıllık 1.200 ton silaj yapılabilir. Bu ise 200 hayvanın ihtiyacı demektir. Bu hesapta bir makine 14.5 milyar katma değer yapabilmektedir. Yani bir diğer deyişle, bir makinenin ekonomiye katkısı 36 mislidir. ABD’nin dünya sanayii yanında hayvancılıkta da rakipsiz olmasının ve 15 cent’e süt satabilmesinin sebebi ortaya çıkmaktadır.

Son yıllarda Bursa ve yöresinde silaj yapımında aşağıdaki gelişmeler oluşmuştur:

 

Yıllar

1994

1995

1996

Kamu Makinesi

30

35

39

Özel Şahıs Makinesi

21

110

211

Köy Sayısı

204

256

295

Üretici Sayısı

1.273

2.767

3.692

Mısır Silajı (Ton)

76.944

134.327

196.110

Hububat Silajı

3.683

8.590

15.452

Silaj Toplamı

80.627

142.917

211.562

Makine Başına Verim

1.580

985

846

Silaj makineleri verim ortalaması 1994’te 1580, 1995’ de 985, 1996’da ise 846 ton olmuştur. Randıman azalması köy üretici sayısının artması dolayısıyla meydana gelen nakillerden kaynaklanmaktadır. Bu da örgütlenmenin ne derece önemli olduğunu göstermektedir.

1996 yılında Bursa’da yapılan silajın besleyeceği hayvan sayısı 35.260’tır. Tasarruf edilen kesif yem 103 tondur. Makine başına silajla beslemenden doğan 72 milyonluk fark göz önüne alınırsa bir makinenin ülke ekonomisine katkısı 10 milyar liradır.

 

8. SONUÇ

80. Mekanizasyon Teşviki:

Tarımın diğer sahalarında olduğu gibi hayvancılıkta da kazanç MALİYETİN DÜŞÜRÜLMESİ ile mümkündür. Bu da ancak teknoloji ve mekanizasyon ile sağlanabilir. Öyleyse hayvancılığı kalkındırmak için kesif yem, et-süt iadesi yerine üreticilerin makine ihtiyacını karşılayacak teşvikleri düşünmek gerekir.

Yalnız sığır besiciliği için ülkemizin 30.000 silaj makinesine ihtiyacı vardır. Bunu 10 yılda realize edebilmek için yıllık 3.000 makine gerekir. Bu ise yıllık 12 trilyonluk bir kaynak ile halledilebilir.

81- Örgütlenme:

Sorunlar ancak demokratik tartışma zemininde çözülebilir. Derdi çeken çözümü de en iyi bilebilendir. Hayvancılık sorunları üreticilerin örgütlenmesi ile çok kısa zamanda çözülebilir. Ancak örgütlenmenin iyi yapılması gerekir. Kanaatimizce teşviklerin örgütler kanalıyla dağıtılması örgütlerde lider rekabetini de teşvik edeceğinden iyi netice verecektir.

Bu satırların ülke hayvancılığına faydalar getirmesini niyaz eder, okumak lütfunda bulunanların tenkitlerini esirgememelerini istirham ederim.

Saygılarımla,

Salih Mert

Şubat 1997