Ana Sayfa

SİLAJ

 

 



1971’in başlarında o zamanlar tek olan TRT’nin bir programında Tarım Bakanlığı Müsteşarı konuşuyordu. Pek alışık olmadığımız bir üslupla konuşan –sanırım bir spor federasyonunun da başkanı olan bu zat- Türk insanı gibi Türk hayvanı da açtır, diyordu.

Böylesine iddialı, keskin ve korkmadan – hem de resmi sıfatlı – birisinin konuşması ilgimi çekmişti. Zaten şimdiki gibi beğenmediğin kanalı bırakıp zapink yapmak imkanı da yoktu.

Protein, karbonhidrat, vitaminler, mineraller ve iz mineraller hakkında doyurucu ilmi açıklamaları yanında bunların beslenme üzerindeki tesirlerini, doğru ve yanlış kullanmanın sonuçları hakkında çarpıcı sözler söyleyen konuşmacının bana göre en keskin hükmü, hayvan beslemedeki en büyük hatanın, ot yemeye göre dizayn edilmiş büyük baş hayvanların, insan yiyeceği hububat ile beslenmesidir diyordu. Kaba yem yönünden Türk hayvanı kendi gibi AÇTIR hükmü sanki beynime çakılmıştı.

Konuşmanın ileri bölümlerinde büyük baş hayvancılıkta KABA YEMİN ve YEM BİTKİLERİ ÜRETİMİ ile SİLAJIN önemi üzerine enfes tespitler merakımı gıdıklamıştı.  1966 da katıldığım bir tavukçuluk kursunda YEM ve BESLENME ile ilgili basit bilgilere aşinaydım.

Tavukçuluk kursunun hocası mükemmel bir eğiticiydi. Dersine kursiyerleri şoke eden bir soru ile başladı: Tavuk inek mi yoksa köpek sınıfından mıdır ? Seksene yakın kursiyer içinde ben ve müteahhit bir mühendis ve emekli bir öğretmen haricinde yüksek tahsilli yoktu. Ancak, biz bile bilmediğimiz soruya muhatap olmamak için neredeyse sıraların altına saklanacaktık. Köylerden gelenler nefes almaya korkuyorlardı. Ben  nihayet büyük bir cesaretle “Hocam, köpek et yer, inek ise ot, bu sebeple ikisinden değildir” dediğimde. İşte sırrı çözdün  ancak tersinden diyerek, TAVUK HAYVANSAL PROTEİNE ihtiyacı yönünden köpek, BİTKİSEL POTEİN ihtiyacı yönünden de inek sayılır demişti

Canlıların büyüme ve yavrularını beslemede yapı taşı olan hayvansal ve bitkisel proteinlerden sonra canlıların enerji maddesi olan KARBONHİDRATLAR tabiatta selüloz, nişasta,  polisakkarit, sakkarit, glikoz (ŞEKERLER) ve yağlar olarak bulunur. Selüloz çoğunlukla  GEVİŞ GETİREN, İŞKEMBELİ hayvanlar tarafından sindirilebilen, besin zincirinin en son halkasıdır. Ve geviş getiren işkembeli hayvanlar insanların tüketemediği bu halkayı onların en sevdiği ET ve SÜTE çeviren birer canlı fabrikadırlar.

Tarım Bakanlığı Müsteşarının bahsi geçen konuşmasından sonra –eski bilgilerimin de el yordamıyla- önüme gelen veteriner ve ziraatçıya silajı sormaya başladım. Benim kitabi bilgilerimle kafanı karıştıracağına en iyisi bu işin tatbikatını yapan Karacabey Harasına git diyen veterineri dinleyerek oraya gittim.    

 Silajla ilgili müdür muavinine ziyaret sebebini anlattım. Şimdiye kadar böyle bir merakla gelen ilk özel şahıs olduğumu ifadeyle, şansıma o gün yılın ilk silaj yapımına başladıklarını söyledi. On iki yaşında girdiği Haradan altmış yıldır çalıştığı, emekli olduğu halde ayrılamayan silaj yapanların başındaki Haydar Çavuşa yolladı. Elini öpüp hal hatır sorduğumuz Haydar Çavuşa silajın besin değerini, yapılışını, dayanma zamanını sordum.

 Gülerek, birkaç gün önce bir yerden Ziraat Okulu öğrencilerini silaj kursuna getirmişlerdi. Silaj havuzlarını temizliyorduk. Çocuklara silajı anlatmaya başlayacağım sırada şu karşıda gördüğün dana çayırı olarak ayırdığımız bozuk yoncalıktan dananın birinin havuza doğru geldiğini gördüm.

 Çocuklar, önce şu danayı seyredelim sonra konuşuruz dedim. Dana havuzun önündeki toprakların üzerinden, bata-çıka atlayarak, havuzun dip tarafında kalmış rengi kararmış ve bozulmaya başlamış silajı yemeye başladı. Çocuklar dananın geldiği yer yoncalık. Yani dana yoncayı bırakıp bunu yemeye geldi. Peki yonca hayvan yiyeceğinin nesidir ? soruma cevap alamayınca; keratalar, yonca dananın pirzolasıdır, pirzolası diyerek azarladım dedi.

Pirzolası mesabesindeki yiyeceğini bırakarak – bize göre kokmuş- silajı yemeye gelen danaya silaj daha cazip ve besleyici geliyor demektir. Dolayısıyla Benim laboratuarım hayvanın kendisidir.      

Hayvan beslemede bu söz benim de şiarım oldu. 1971’de başladığım silajcılığımda otuz iki yıldır pek çok tecrübelerim oldu. 1989’a kadar bütün silaj reklamlarıma rağmen kimse arkamdan gelmedi. O yıl ziraat makine mühendisi bir arkadaşımın teşvikiyle İtalya’dan ithal ettiğim kullanılmış bir silaj makinesiyle beş arkadaşa da silaj yapmıştım. Akabinde Bursa Tarım İl Müdürlüğüne İl Daimi Encümeni imkanlarıyla alınan makineler de devreye girdi ve bu gün Bursa’da silaj yapan çiftçi sayısı yedi binleri geçti.

1991’de kurduğumuz Bursa Hayvan Yetiştiricileri Derneği –HAYBİR- eğitim, toplantı ve konferansları silajın yaygınlaşmasında çok faydalı olmuştur. Klasik memur tipine uymayan, benim DELİ, bazılarının ENAYİ diye vasıflandırdığı Bursa Tarım İl Müdürlüğü elemanlarından Rıdvan Gökçe’nin gayretlerini anmak isterim.         

Silajı bilerek anlatan - eli taşın altında – insan yok gibiydi. Haydar Çavuş adını saygıyla yad ettiğim tek ustam olmuştur. İlk yıllar  Bursa Ziraat Okulunun elektrik motorlu, sabit makinesiyle silajlarımı yapıyordum. Okulun inekleri için silaj yapan hocaların da bilgileri pek fazla değildi. Ancak, teşvik edici konuşmaları beni kamçılıyordu. Bana verilen sabit makine 1936 model Alman malıydı. Bileme sistemi olmayan bu makinenin bıçakları artık kesmiyor, malzemeyi adeta parçalıyordu.

 Dördüncü yıl makineyi almaya gittiğimde okul Müdürünün değiştiğini söylediler. Saatlerce bekledikten sonra –lütfen- kabul ettiğinde tanışma faslından sonra oturmama bile izin vermeden makine veremeyeceğini ve başımın çaresine bakmamı söyledi. Gayemin yalnızca kendi silajımı yapmak değil, köylüye silajı öğretmek olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Kendi makineni al ve öğret dediğinde, makine var mı ki alayım demiştim. Hakikaten o devirde Devlet çiftliklerine Marshal yardımından gelen ot makinelerinden başka silaj yapılabilecek makine yoktu ve piyasada satışı da yoktu. Çaresizlik içinde biz silajı nasıl yapacağız dediğimde – mesleği eğitimci – olan, sureta devlet malının hassas koruyucusu pozisyonundaki bu adam, baltayla doğrayarak yaparsınız demişti. Tonlarca malzeme baltayla nasıl kıyılır sözüme alay edercesine o benim sorunum değil cevabını vermişti .

İster azim, ister inatçılığımdan sayın o yıl iki römork mısır sapını baltalarla doğrayarak silaj yapmaya çalıştım. Fakat en kısa parça beş santimi geçiyordu. Tabii malzemeyi iyi sıkıştıramadığımız için silaj olmadı.

Çaresizlik ve olumsuzluklar bazen imkan ve çareleri de yaratıyor. Makinesizlik sebebiyle otlu, daha olgunlaşmamış, süt olum devresindeki buğday, arpa değeri olmayan tarlaları kosa ile biçtirip silaj yapmaya başladım. Silaj havuzuna koyarken tekrar tekrar kosayla doğrayarak malzemeyi –mümkün olduğunca- küçültüyordum. Eskisinden daha iyi silaj yapıyordum. Çünkü benim laboratuarım - Hocam Haydar Çavuşun dediği gibi- hayvanlarımdı.

Yeni malzemelerimle yaptığım silajlar, mısır silajına göre daha iyi netice veriyor ve hayvanlarım tarafından daha çok seviliyordu. Bursa Ziraat Okulu sahasında kurulu Gıda Araştırma Enstitüsünde yaptırdığım tahlillerde protein-karbon hidrat dengesi daha iyi çıkmıştı

Birkaç sene sonra tanıdığım ve serbest sistem yetiştiricilikte bilgilerinden faydalandığım Veteriner Fakültesi Profesörlerinden Rafet ARPACIK hoca İngilizlerin en lezzetli eti arpa silajı ile elde ettiklerini söylemişti.

 Ayağı kayarak sakatlandığından kestirip köyde sattığım bir boğanın etini alanların ikide-bir ne zaman hayvan kestireceğimi sormalarının sebebi boşuna değildi. Muhasebe müdürlüğünü yaptığım firmada bir kaza sebebiyle kurban edilen, eti işçilere dağıtılan bir diğer hayvanın etinin lezzeti anlatıla anlatıla bitirilememişti.

Erzurum Atatürk Üniversitesi Rektörlüğünden ayrıldıktan sonra Bursa’ya gelen, ama çok kısa zamanda kanserden kaybettiğimiz Kemal Bıyıkoğlu silaj ve serbest besi konusunda en faydalandığım kişilerden olmuştur.

Sonradan ortağım da olan Atamer Çoğay, Tigem elemanı olarak gittiği Amerika’daki izlenimleri ve bilgilerini aktarırken Amerika’da silaj karamela gibi kokar dediğinde, -içimden- atma be Debreli Hasan demiştim. 1991’de TAMEK fabrikasının bütün araka (bezelye) saplarını almış ve katkı maddeleriyle bazı denemeler yapmıştık. Katkı maddelerinden laktik asitle yapılmış bir denemede Atamer Beyin bahsettiği kokuyu yakalayınca, Sana bir özür borcum var, çünkü bana Amerika’da silajlar karamela gibi kokar dediğinde ben içimden atma be Debreli Hasan demiştim itirafında bulundum. Ertesi yıl laktik asit püskürterek yaptığım silajı görmeye gelen Yenişehir- Çeltikçi köylüleri duydukları kokuyu, sanki şeker yanığı kokusu gibi çok hoş bir koku diye tarif etmişlerdi.

Katkı maddeleri konusunda Bursa’da olduğu kadar – neredeyse ulaşabildiğim her yerde – mücadelesini verdiğim bir konuyu zikretmeden geçemeyeceğim. Yukarıda adından bahsettiğim klasik memur tipine benzemeyen idealist, çalışkan, tuttuğunu koparan Rıdvan Gökçe, Bulgaristan göçmenlerinden olup Jivkov zulmünden kaçan bazı teknisyenlerin; Biz Bulgaristan’da silaja tuz atardık sözlerine ve bazı literatürlerde rastladığı ifadelere dayanarak silaj yapanlara hep tuz tavsiye ediyordu. Hayvanların tuza ihtiyacı vardır ve de silaj da bizim yediğimiz turşu gibidir ve silaja tuz faydalıdır kanaati süratle yayıldı. Aslında, insan gıdası olarak turşu doyumluk değil, tadımlıktır. Silaj ise hayvancılıkta doyumluk temel gıdadır. İnsan turşusunda ana gaye besini bozulmadan saklamak, silajda ise fermantasyonla, ana unsur olan karbonhidrat-protein dengesini sağlayarak besinlerden en üstün verimi sağlamaktır. Turşu su ile yapıldığı halde, silajda rutubet nispeti %60’ın altına indirilmektedir. Silaja verilen hayvan turşusu adı aslında yanlıştır. Bu yanlışlık tuz kullanımını adeta kamçılamaktadır. Silaj, bir turşu değil, bir fermantasyon, bir konserve işlemidir. Silaj konferansı için davet edildiğim Eskişehir Seyitgazi’de bile çiftçilerle tuz konusunu tartıştık. Bazen menfi bilgiler, doğrularından daha çabuk yayılıyor.    

Bilkent Üniversitesinde bilgisayar doktorasını yapan çocuklarımın arkadaşına silajla ilgili bir şeyler bulmasını istemiştim. En son, Tokyo’da yapılan uluslar arası silaj kongresinin tebliğlerini önüme koyunca şaşırdım. En çok dikkatimi çeken, katkı maddesi olarak kullanılan FORMİK ( karınca) asidinin tuzundan bahseden tebliğ olmuştu. Hollanda’da –meşhur- BP şirketi suyunu alarak tuzunu yapmış. Formik asit, laktik (süt) asidinin yarıya bölünmüş çok keskin, kullanılışı çok zor, zayıf asitlerdendir.

 Araka silajı yaparken laktik asitten daha iyi netice almıştım. Kullanılması, asidine göre, çok rahat olan formik tuzu bizden evvel Bulgaristan’a girmişmiş. Göçmenlerin bilmediği tuzun cinsiymiş. Çok uğraştığım halde bu tuzun ithaline sıcak bakan birini bulamadım.

Tokyo sempozyumunda bizim bildiğimiz tuz da gündeme girmiş. Tuz anti bakteriyel bir madde olması sebebiyle kati surette reddediliyor. Çünkü silaj havasız ortamda yaşayan lakto (süt asidi) bakterilerinin selülozu fermente etmesidir. Yemek tuzu bakterilerin çoğalmasını önleyen, silajın olgunlaşmasına mani olan bir madde olarak zararlıdır. Kaldı ki insan bünyesinde yarattığı yüksek tansiyona, hayvanlarda da sebep olmakta, bilhassa doğumlarda problemlere yol açmaktadır.

Bütün bu sözlerden sonra silajın bir tarifini yapmak gerekiyor. Silaj, hayvanların yiyebildiği her türlü bitkisel maddelerin havasız, oksijensiz ortamda fermente edilerek saklanmasıdır. Burada ısrarla vurgulanması gereken şey, mikroorganizmaların oksijenli ve oksijensiz ortamda yaşayan iki ayrı türde olduğudur.

 Çoğunlukla maya mikroorganizmaları olan bakteriler, oksijensiz ortamda yaşar ve besinleri fermente ederek bozulmalarını önler, yani konserve yaparlar. Oksijenli ortamda yaşayan mikroorganizmalar silaj içinde oksijen bulunduğu müddetçe yaşar ve silajı bozar, çünkü orada onların hayatı devam etmektedir. Bundan dolayıdır ki silaj yaparken havanın, yani oksijenin en kısa zamanda ortamdan uzaklaştırılması gerekir. Üzeri örtülen silajın içinde kalan oksijeni tüketerek, karbondioksit ortamında yaşamlarını yitirirler. Üzerine malzeme dökülmesi –geçici de olsa- duran silaj yığınının üzeri derhal hava geçirmeyen örtüyle kapatılmalıdır.

  Milyonlarca yıldır silaj yapan en iyi silajcılar karıncalardır Onların telaşlı hareketleri arasında ot, saman taşırken pek çok insan, taşıdıklarına bakarak ne aptal yaratıklar diye düşünür. Halbuki karıncalar bünyelerindeki karınca asidiyle bu ot-samanla silaj yapıp orada mantar yetiştirir ve mantarlarla kışın beslenirler.

Besin değerinin arttırılarak dengeli beslenmeyi temin için kullanılan malzemelerin protein-karbonhidrat dengesinin ve fermantasyon şartlarının bilinmesi gerekir. Hayvanlar, yaş ve durumlarına göre farklı karbon hidrat- protein gereksinmesi duyarlar. Büyüme devresinde protein ihtiyacı daha yüksektir. Karbon hidrat yani enerji maddeleri topluca nişasta birimiyle ölçülür. İneklerde ilk doğumlar ve doğumların ilk zamanlarında protein gereksinmeleri 1/5 iken sonraları bu oran 1/7’ye kadar çıkar.

 Unutulmaması gereken bir konu da bütün bitkilerde protein ve karbon hidrat vardır. Ancak bazılarında bu oranlar değişiktir. Oranların silaj yapımında rolü göz ardı edilemez. Bu sebepledir ki aşağıdaki  tabloda bu dengeleri gözden geçirelim.

MALZEMENİN CİNSİ

KARBONHİDRAT

PROTEİN

Mısır

Çok yüksek

Çok az

Ot

Yüksek

Az

Ot+Baklagil

Orta

Orta

Tahıl +Fiğ karışımı

İyi

İyi

Baklagiller + Ot

Orta

Yüksek

Baklagiller

Çok az

Çok yüksek

  Malzeme veya  karışım halinde malzemelerde karbonhidrat nispeti yükseldikçe silaj yapımı kolaylaşır, aksine protein nispeti yükseldikçe zorlaşır, düştükçe kolaylaşır. Bu şu demektir. Baklagiller ve yonca silajı en zor, mısır ve ot en kolay malzemelerdir. Bunun ana sebebi, proteince zengin malzemelerin su, rutubet nispetinin yüksekliği ve protein yapısındaki ana element olan azotun oksijen yaşamlı mikroorganizmalar tarafından çok çabuk tüketilebilmesidir. Aksine oksijensiz ortamda yaşayan bakteriler ise enerji maddelerinin hakim elementi olan karbon molekülünü daha çok sarf ederler. Onun içindir ki silajın enerji değerini kaybetmemesi için lakto bakterilerin kullanması için ortama melas, glikoz, şeker, nişasta veya nişastası bol bonkalit katılır.

Silaj yaparken rutubet nispetini % 60’ın altına indirmek gerekir. Bazen biçim sırasında rutubet nispeti % 80’leri geçer; malzemeyi bilenderden geçirseniz kavanoz içinde çalkalanır. Böylesine rutubetli bir malzemeyle silaj yapabilmenin iki yolu var. Ya malzemeyi biçip bir miktar kurumasını bekleyecek, veya malzemedeki rutubeti % 60’ların altına indirecek kuru malzemeyle karıştıracaksınız.

1948’lerden sonra bütün dünyaya sattığı çelik, solunum ciğerli, tam kontrollü üstten dolum, alttan boşaltmalı dik silaj silolarının yapımcısı A.O.Smith firması rutubeti alınmış bu silaja HAYLEGE adını veriyor. Bizde Rıdvan Gökçe güneşte sendirmekten mülhem SENAJ diyor.

Eğer, güneşletip sendirmeye-ki ekseriya bu tip malzeme havanın ne olacağının kestirilemediği- bahar aylarında vakit bulabilirseniz mümkün olabilir. Yoncaların ilk biçimleri bu sebeple çok zor silaj yapılabilir. Bu durumda rutubeti indirecek katkı malzemelerinden başka çareniz yoktur. Katkı malzemeleri kullanmada, güneşte sendirme sırasında kaybedeceğiniz protein ve vitamin, mineral kaybınız da asgariye inecektir. Kaldı ki konserve fabrikalarının atıkları arasındaki bezelye sapları, biber, fasulye, patates, domates atıkları rutubeti emen, saman, kepek, bonkalit, pamuk koza kapçığı yanında asit ortamı sağlayıcı formik veya süt asidi gibi asitlerle çok ucuz ve bol silaj yapmak mümkündür

Unutulmaması gereken bir diğer kaide de silajı olgunlaştıran ve koruyan LACTO BAKTERİ ler nispeten asidik ortamda ve malzeme içindeki şeker türleri ile gelişip çoğalırlar. Gerekli enerjiyi temin edemedikleri zaman, bütirik asit teşekkülü başlar ve silaj kötü bir kokuyla bozulur. Katkı malzemeleri arasında ucuzluğu sebebiyle – enerji maddesi olarak- kullanılan melasın su ile püskürtülmesinden başka çare yoktur. Bu durumda silajın en büyük handikapını kendimiz yaratmış oluyoruz. Çok az suya kattığım Cargil’in glikozu ile laktik karışımını silajın en üstüne serdiğim samanın üzerine püskürterek tatbik ettiğimde iyi netice aldım.

Pionner firmasının yeni geliştirdiği bir teknikle tarlada biçim sırasında malzemeye ürettikleri lacto bakterileri püskürterek mayalanmayı tetiklemek en ideal çözümlerden sayılabilir. Ancak bu usulün ülkemizde tatbiki hayvancılık işletmelerinin MİNYATÜR ölçülerden çıkması gerekir.

Uzun zamandır, silaj konusunda bazılarıyla ters düştüğüm konuların başında mısır gelmektedir. Nitekim büyük iddialarla kurulan ve 800 dönümlük  fabrika arazisinde yetiştireceği silajla Çankırı ve çevresinin hayatını değiştireceği iddiasındaki Aytaç tesisleri silajını Adapazarı’ndan taşımaktadır. Bütün dünyada silaj bölgenin malzemesiyle yapılır. Kuzey ülkeleri İsveç,Danimarka ve Hollanda’da geliştirilmiş çayır otu Ry Graisle silaj yapılır Tabii ki Amerika’lı mısır bandında silajını mısırla yapacaktır. Orta ve doğu Anadolu’nun pek çok yerinde mısırın aradığı ZAMAN ve ISIYI bulmak mümkün değildir. Aslında hayvancı bölgelerimizin mısır yok diye silaj yapmaması ve hayvancılığı terk etmesi mi gerekir. Veya Aytaç’ın yaptığı gibi mısır bölgeleri, Adapazarı ve Adana’dan oralara mısır silajı mı taşıyacağız ?

Yukarıda verdiğim tabloda görüleceği gibi hayvanların yiyebileceği her türlü malzemeden silaj yapmak mümkündür. Yeter ki bahsettiğim okul müdürü gibi malzemeyi baltayla kesme telifinde bulunmayalım.

SİLAJ MAKİNELERİ

Tarım İşletmeleri Müdürlükleri (TİM) haricinde Ziraat Okulları ve bazı muteber çitçilere dağıtılan ot hasat etmek için yapılmış, çapa makinesi gibi çalışan Marshal yardımıyla gelen ilk silaj makineleri –elde olan imkanla yetinme prensibi gereği – mısır silajında da kullanıldı. Ancak, koçanların yarısı yerde kalıyordu. Sonradan, TİM çiftliklerine alınan numunelerine benzeyen, gurbetçilerimiz tarafından getirilen Alman, Hollanda ve İtalyan modelleri görülmeye başladı. Silaja ilk başlayan vilayetlerinden olma ve mısır yetiştirmeye uygunluk sebebiyle Bursa’da mısır silajına uygun makinelerinin yaygınlaşması, neredeyse silajın yalnızca mısırdan yapılabileceği kanaatini doğurdu. Yukarıda karbonhidrat-protein dengelerini verdiğim listede görüleceği gibi, protein yönünden en zayıf malzeme mısırdır. En zengin proteinli malzemeler, yonca, bakla ve bezelyedir. Ancak, bunları silaj yapacak, yukarıda bahsi geçen Avrupa ve Amerika’da günlük taze yedirmede kullanılan ot hasat makinesinden başka ekipman yoktur.

Web sitesindeki Fizibilite Denemesi yazımı okuyacak olursanız, silajların ve hayvan yemlerinin protein değerlerine göre maliyetlerini karşılaştırabilirsiniz. Avrupalıların samandan bahsedildiğinde dünyanın en acayip şeyini duymuşçasına hayretle bakmalarını  o değerlendirmelerde görürsünüz. En pahalı hayvan yeminin saman olduğu kıyaslamalarda görülecektir.

Devlet çiftliklerindeki ve bütün dünyadan derlediğim prospektüslere dayanarak yaptığım otsu ve mısır ataşmanlı silaj makinemin ilki Samsun Tarım İl Müdürlüğü tarafından alınmıştı. Emekli olan ve işinde başarılı ve iddialı elemandan sonra bir daha ses-soluk kesildi. Halen denemeleri yeterli görmediğim bu makinenin Anadolu hayvancılığına katkı sağlayacağını sanıyorum. Kendisi de yetiştirici olan bir veteriner arkadaşımız, Anadolu çiftçisi bu makineyi aldığında Bursa hayvancısının işi biter, dediğinde soran gözlerle baktığımı görünce, Abi iki dönüm tahıl silajıyla bir ineği bir yıl besleyecek ve ondan ortalama altı ton süt alacak Eskişehir, Konya, Sivas ve Bingöl çiftçisiyle benim rekabet etmem mümkün mü, tahıl üretimine nazaran 16-17 misli para kazanan Anadolu çiftçisi ihya olur diyordu

El yordamı ve yanılma-deneme metoduyla iyi bir makine yapmanın zorluğunu başından biliyordum. Bu sebeple, kanımca dünyanın en iyi silaj makinelerini yapan GEHL firmasından NOW-HAW istedim. Uzun ve ısrarlı isteklerimize Orta doğuyu düşünmüyoruz cevabını verdiler. Üçüncü yıldır devam eden ve tarımda açtığı yaraların neticesi bilinmeyen kriz sebebiyle çalışmalarımız durmuş bulunuyor.

Ovasında, dağında, kuzey ve güneyinde batı ve doğusunda hemen her yerinde tahıl yetişen bir ülkenin en ideal silaj malzemesi tahıldır. Üstelik, yetiştiği mevsim itibariyle sulama masrafı olmayan en ucuz malzemesi de tahıldır. Tahıl silajında gözden kaçan bir avantajı irdelemek isterim. Tahıl hasadında normalde bile tane kaybı % 25’le başlar, geciktikçe bu neredeyse % 50 ‘lere  varır. Halbuki silaj yapıldığında tane kaybı sıfırdır. Yani ortalama % 35 tane kaybı silajda  toprak yerine hayvanımızın işkembesine girmekte, müspet kazanca dönüşmektedir. Ayrıca, vejetatif aksamdaki sellülozun sindirilme nispeti en yüksek seviyededir. Tanedeki protein- nişasta dengesi de ideal seviyede bulunmaktadır. Tahıl olarak 500 kg verimli bir tarladan alınan silajın tane verimi 675 kg olmaktadır. Sonbaharın ilk yağmurlarından sonra biçer-döverlerin sıralarında görülen yeşil buğday kuşakları aslında kurt-kuş, böcek, karınca  ve koyun sürülerinin artıklarından kalanların çimlenmesindendir.    

Avrupa ve Amerika’da çok çeşitli türleri bulunan OTSU silaj makineleri, doğrudan biçenleri yanında biçilmiş, yani sendirilmiş, namludan-sıradan alan tipleri vardır. Birkaç yıl evvel Ankara’lı bir silaj müşterime ısrarla taşıma suyla değirmen dönmez, kendi silajını tahıldan yap ısrarımla –emanet bir makineyle- buğday silajı yapmıştı. Ülkemiz şartlarında 6-7 milyar liraya satıldığında bile para kazandırması mümkün böyle bir makinenin en ucuz İtalyan modelleri asgari 20 milyar liranın üzerinde. Hatta Alman ve Hollanda menşeli makineler 50-60 milyar lira. Yukarıda değindiğim gibi bu makineleri edinebilmesi için hayvancımızın Avrupa’ya göre MİNYATÜR seviyesinden, daha doğrusu köylülükten çıkıp üretici, çiftçi olması gerekir.

Makine imalatında da hayvancılığımız gibi cüceyiz. Avrupa makinelerinin birer kötü koyası ve hatta kopyanın kopyasıyla oyalanıyoruz. Sanayi makinelerinde Avrupa ve Amerika’lı rakiplerle dünya pazarında rekabet edebilen sanayicilerimizin bu sahaya ilgilenmelerini dilerim. Kombassan’ın araştırma yapmadan imalata aldığı, diğerlerinin kopyacılığından farklı değil. Traktörde dünya devi Fiat’ın üretimi Türkiye’ye taşıyarak Koç’a bırakmasından ve Güneydoğuda Koç Ata gurubunun hayvancılığa soyunmasından sonra Koç gurubunun silaj makinesi imalatına soyunacağını bekledim. Ama bu güne kadar bir ses çıkmadı.

Birkaç makine parkından ibaret atölyelerde bu işin kotarılamayacağını en iyi yaşayanlardan biriyim. Makine parkı haricinde deneyimli ve denemeleri takip edecek mühendisler, Now-Haw  alınacak model sahipleriyle görüşebilecek yetenekte idarecilere sahip firmaların bu işi yapmaları mümkündür.

Çökme noktasına gelmiş hayvancılığımızın kurtulmasının olmazsa-olmazlarından biri olduğuna inandığım otsu madde silaj makinesine ihtiyacın hiç de küçümsenmeyecek boyutlarda olduğunu, uzun vadede rakamın 30.000 adedi bulacağını sanıyorum. Bunu gerçekleştiremediğimiz takdirde dünya piyasalarına göre en pahalı eti yiyen halkımıza rağmen ucuz mal edemediğinden kendi de aç kaldığı için Avrupa’ya kaçmaya çalışan köylümüz de perişan olmaktan kurtulamayacaktır. Ve kaçak yollarla –aradaki korkunç fiyat farkı sebebiyle- ülkemize giren deli danalı etler başımızı çok ağrıtacaktır.

Ülkemizde kullanılan rotavatör sistemiyle çalışan ot hasat makinesi bir silaj makinesi değildir. Çünkü silaj makinelerinde kesimin, sabit bıçakla,hareketli bıçaklar tarafından istenilen boy ve standartta olması gerekir. Ot makinesinde sabit bıçak olmadığı gibi hareketli bıçaklar kesici değil çarpma ile koparıcı, parçalayıcıdır. Ayrıca malzemenin rutubetini mevcuduyla kabulü gerektirir. Ve yine kesim boyu 1-20 santim gibi çok dengesiz olup silaj yığının çiğnenip oksijenle irtibatını kesmek imkansızdır. Yığını çiğneyen traktör indiğinde yığın 50-60 santim yükselir ki meydana gelecek kızışma besin değerinin azalmasına sebep olacaktır.

Amerika ve Avrupa’da 50-60 senedir yapılan Flaytıl ve rotor tipli silaj makinelerinde malzeme sabit bıçakla döner bıçaklar tarafından kesilir. Kesim sırasında merdaneler arasında sıkıştırılan malzemelerin boyları standarttır ve boylar 1-3 santim arasında olduğundan yığın veya havuzda çok iyi sıkışır, kızışma olmaz. Biçilmiş malzemeyle silaj yapmak, rutubet kontrolü sebebiyle en idealidir. Malzemede rutubet nispetini % 50’lere bile ve hatta aşağısına bile düşürseniz zarar etmez. Çünkü bir miktar melaslı suyla rutubeti dengelemek mümkündür. Aksine % 60’ın üzerindeki rutubet için onu emecek kuru katkı maddeleri kullanmak zorunda kalınır.

Bu yazı ne tam manasıyla bir silaj, ne de bir makine kılavuzu değildir. Otuz iki yıldır silaj yapan ve –cahilliğin cesaretiyle- hasbelkader makine imalatına kalkışan birinin yaşadıklarından edindiği tecrübeleri aktarmasıdır. Ankara’da uzun yıllar silaj sattığım, bugün de 243 ortaklı ve 3000 dönüm araziye sahip Türkiye’nin en büyük hayvancılık kooperatifinin başkanlığını yapan Aydın DURMUŞ her zaman, Abi tecrübe ede ede yürüdüğümüz için maalesef çok pahalı öğreniyoruz der. Şüphesiz, hiç tecrübesi olmayan birinin internete girip silaj, makine ve silaj tekniklerini öğrenmesi mümkün değildir. Hayvancılar arası konferans, toplantı ve danışma sohbetleri internetten faydalanma becerilerini geliştirebilir. AB ülkelerinde, bilhassa Almanya’da bir şahsın GTZ teşkilatından diploma almadan hayvancılık yapması mümkün değildir. Alman GTZ teşkilatının ülkemizde kuruluşuna öncülük ettiği Holstein Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birlik ve Kooperatifleri bilgi alış-verişlerinde maalesef istenilen seviyeye gelemedi. Bir Hollandalı hayvancının bilgi seviyesi üniversite üzeri iki yıl master deniyor. Bizim bu seviyelere gelmemiz için birkaç fırın ekmek yememiz gerekir.

SİLAJ ŞEKİLLERİ

Silajın yapıldığı yerler ve şekiller yönünden de konuya kısaca girmek istiyorum. Silaj deposunun yapılacağı yere göre düz, meyilli, havuz veya havuzsuz şekiller denenebilir. Şüphesiz en ideal olanı meyilli arazide yukarıdan boşaltma yapılacak şekilde havuz yapmaktır. Arazi düz ve havuz yapmak zor ise yığının dik dörtken şeklinde ve silaj alırken her gün taze alacak şekilde dar tutulması gerekir. Geniş tutulduğunda silajın bir tarafı devamlı bozulacak, zayiat verilecektir. Böyle bir deponun bastırılması enine çiğnemeyle yapılmalı, en son üzerinde traktörle gezilmelidir. Ayrıca baştan tamamlanan yığın geçici bir örtüyle muhakkak hava girişi engellenmelidir. Meyilli arazide tepeden boşaltma sebebiyle bu iş çok rahat yapılabilmektedir.

Avrupa’da 1-2 tonluk naylon torbalara doldurulup arazide bırakılan, lazım oldukça güçlü loderlerle ahırlara taşınan silaj şekliyle, Amerikan O.A.Smith firmasının buluşu Harvestore çelik kulelerinden ilham alarak küçük hayvancılar için denemelerimden iyi neticeler aldığım torba sisteminden bahsetmek isterim.

Baharla birlikte, günlük taze malzemelerle hayvanlarımı beslerken, sitemde yazısını göreceğiniz kendi imalatım, Yem Kırma-Yeşil kıyma makineyle kıydığım ve güneşte sendirdiğim malzemelere bazen saman, bazen kepek, bazen bonkalit (un-kepek arası, bazı yerlerde acı un denen) katkılarla, bazen de koçanlı mısır yemleri karıştırarak hem rutubeti % 60’ın altına indiriyor ve bunlara koyu renkli çöp torbalarına doldurup ağızlarını bağlayıp üst üste dizerek, Avrupa ve Amerika’lının  birkaç tondan yüzlerce tona kadar çıkan sistemlerinin minyatür kopyasını yapıyordum. Ortalama 25 kilogramlık bu torbalardan bazı günler 15-30 adet doldurduğum oluyordu. Bir silaj yığınının tamamlanması için en az 20-25 ton malzemeye ihtiyaç vardır. Üstelik malzemenin düzeltilip çiğnenmesi de uzun zaman istiyor. Halbuki bir torbanın dolması10-15 dakikamı alıyor, her bir torba ayrı bir silaj yığını gibi anında çiğnenip depolanabiliyordu. İlk zamanlar torbaların yumrukla çok sıkı doldurulmasına gayret gösterirken, neredeyse denemelerden vaz geçiyordum. Çelik Harvestore kulelerin çalışması yazılarını okudukça bazı torbaları fazla sıkmadan doldurarak ayrı bölüme koydum. Harvestore kulelerde malzeme tabii düşüşle sıkışmakta, üzeri herhangi bir şekilde bastırılmamaktadır. Malzeme akışı durduğu anda kesilen hava(Oksijen) akışından sonra kütlede kalan oksijeni yarım saat içinde tüketen oksijenle yaşayan mikroorganizmaların ortama yaydığı karbondioksit gazı kalanların da sonunu getiriyor. Benim torbalarım da kısa zamanda doluyor ve birkaç saniyede de havayla teması kesiliyordu. Düzenli ve tertipli her küçük hayvancının silajını bütün yaz boyunca günde birkaç saat çalışarak yapması mümkün görülüyor. Ancak, ya benim makineye benzer bir makine veya son zamanlarda köylerde moda olan motorlu tırpanlarla otları, malzemeleri parçalamak gerekir. Tabii ayrıca üşenmeden her gün 10-15 torba doldurup istiflemek gerek. Karadeniz bölgesi insanına bunun öğretilmesi çok faydalı olabilir.

Burada ısrarla üzerinde durmak istediğim bir nokta var. Doldurma veya istif sırasında meydana gelebilecek delik veya yırtılmaların geniş bantlarla tamiri yapılmalıdır. Aksi takdirde en ufak delikten oksijeni adeta emerek hayatta kalan oksijenli mikroorganizmalar torbadaki malzemenin çok kısa sürede bozulmasına yol açmaktadır. Torba sisteminin en iyi tarafı kışın yağmur, çamur, kar, buz demeden kapalı mekanda çalışma imkanı sağlamasıdır. Torbalar, boşaltılırken itina edilirse, defalarca kullanılabilmektedir. Kaldı ki bu torbaların kilogramı 1.250.000. lira olup kilosunda en az 16 adet çıkmakta; 25 kilogramlık bir torba silajın torba maliyeti 78.125 lira, kilogram maliyeti ise 3.125 liraya inmektedir. Havuz ve düz satıhlara yapılan silaj yığınlarında asgari zayiat % 20’lerde başlayıp % 45’  lere kadar yükselmektedir. 1991’de 200 ton bezelye silajını torbalayarak Çanakkale’den Ankara’ya kadar pek çok yere sevk etmiş, müşterilerimden şikayet almamıştım. Yani zayiat sıfıra yakındır.  

Bütün dünyaya yayılan ve hatta bizim dünkü vilayetimiz Bulgaristan’da bile yüzlercesi bulunan mavi renkli krom emayeli Harvestore dikey çelik silaj kuleleri üstten doldurma, alttan boşaltma sebebiyle yılda 5 sefer doldurulabilmekte; sıfır zayiatlı en ideal silaj sistemleridir. Ülkemize Ege Tarmaş’ın kurucusu İsmail EKİNCİ tarafından getirilip Dikili’ye kurulmuştur. Ancak Ziraat Bankası idarecilerinin acımasız hareketleri ile kuleler ile beraber adamcağızın arazisi elinden çıkmış, kuleler otuz senedir hiç kullanılmadan atıl vaziyette durmaktadır. Ülkemizde bürokratlara güvenip idealist yatırım yapmanın ne kadar yanlış olduğu bu misalden de anlaşılmıyor mu ? Kaldı ki bir tarım ülkesinde et ve süt fiyatlarının  dünyanın en yükseklerine çıkmasının sebepleri daha başka türlü nasıl izah edilebilir ki?

Maliyetleri düşürmeden kazanmanın –kalıcı -yolu bulunamamıştır. Hayvancılıkta maliyetin % 80’i olan yem masraflarını silajdan başka düşürmenin yolu bulunamamıştır. Avrupa’da tavukçuluk ve sınai artıklarla yapılan zorlamalar onların başına deli dana hastalığını bela etti. Avrupa, hayvancılıkta büyümenin son sınırına dayanmıştır. Son şap hastalığı sırasında takip ettiğim kadarıyla işletmelerin ortalama hayvan sayısı 400’leri buluyor. Bizde ise Karacabey Harası ve Gönen çiftliği dahil Güney Marmara ortalaması –maalesef- 12 civarında. Nüfusun en yoğun, yani tüketimin de en yoğun bölgesinde üretimin bu kadar düşük olması bir bakıma bizleri sevindirmelidir. İyi bir proje ile bu fiyatlarla hayvancılığımızın sıçrama yapmasını sağlayabiliriz.

Aslında yok sayılacak teknik eğitimi, sivil toplum kuruluşlarıyla desteklemedikçe piyasanın –pazarın para gücü ancak birkaç  kişiyi zenginleştirebilir. Üreticisiyle tüketicisinin refahı yakalayamadığı ülke insanının huzura kavuşması mümkün değildir. Devamlı söylediğim gibi bir dolar olan toptan dünya et fiyatının çok üzerinde – 5,5 dolar – seviyesinden aşağılara çekip, tüketiciyi de rahatlatmadıkça hayvancımız da kurtulamaz.

Avrupalının aşırı tüketime alışmış,  genleriyle ve katkılarla değiştirildiği için zehirlenme korkusuyla tabii gıda arayışlarıyla eko-tarım ürünlerine aşırı ilgisi bizim kurtuluşumuz olabilir. Eko-tarımın ise olmazsa olmazları arasında hayvancılık gelmektedir.

Devletin, eğitim, organizasyon ve menfaat guruplarını bir araya getirecek becerisi yoktur. Bu kabiliyet ancak sivil toplum kuruluşlarıyla yakalanabilir. Çiftçi ve hayvancımızın teknik bilgisini arttırarak, - minyatür işletmecilikten kaynaklanan- mekanizasyon ve finans sorunlarını çözebilecek kuruluşlarla pazarın fiyat, yani para, kazanç gücüyle bulunduğu yerde sıkışıp aç kalan köylüyü kurtarabilir;  geçim derdine düşmüş şehir nüfusumuzu da daha ucuz tarım ve hayvancılık ürünleriyle rahatlatabiliriz.

Silaj ve bilhassa tahıl-otsu maddeler silajıyla çiftçimizi, tüketicilerimizi bir nebze rahatlatıp zaman kazanabiliriz. Aksi takdirde geç de olsa eninde-sonunda gireceğimiz AB pazarının sermayesiyle kurulacak çiftliklerde yetiştirilecek eko-tarım ürünlerinin işçisi olmaktan öte geçemeyiz.

Bütün yazılarımın sonundaki dileğimi tekrarlıyorum. Yanlışlarımı ve eksiklerimi söyleyerek konunun gündeme girmesine yardımcı olunuz.

Saygılarımla,

Salih MERT

15.9.2003