Ana Sayfa

MEŞVERET

 
 

 

 Sayın M.Ali Çolak

( Şahsında çiftçilerimize bazı tavsiyeler)

 TOPRAK TAHLİLİ

Bir tarihte sağlık sorunum için dostluğumuz da olan bir doktora gitmiştim. Sohbetle karışık muayene sonrasında elime tutuşturduğu idrar, kan tahlili, iki adet röntgen formlarını alınca takındığım olumsuz halime bakıp, “aklınca doktor beni başkalarına soymaya gönderiyor diye düşünüyorsun değil mi?” serzenişine verdiğim hık-mıklar doktoru kandırmaya yetmemişti. “Altı yıllık tıp tahsiliyle ve uzmanlık çalışmalarımla edindiğim bilgileri sana birkaç saat veya gün içinde anlatma kabiliyetim yok. Ancak şu kadarını söyleyeyim; insan vücudu o kadar karmaşık ve ilaçlar bazen fayda yerine öylesine arızalara yol açar ki , dolayısıyla tedavide dengeyi sağlayabilmek ancak tahlil ve röntgenle mümkündür. Kaldı ki ben doktorum, müneccim değil” demişti.

Tahsiliyle birlikte 10-12 yıllık çabanın sonunda bile tahliller olmadan karar veremeyen doktorun yanında, babasından, dedesinden gördüğü, öğrendiği – doğruluğu şüpheli- bilgilerle tarım yapan çiftçimizin muvaffak olması mümkün mü?

Arazinizi gezerken ilk sorduğum şey, toprak tahlilleriniz olmuştu. Tarlalarınıza attığınız milyarlarca liralık sun’i gübrenin toprağınızın yapısına uygun olup olmadığını bilmeniz için ancak müneccim olmak gerekir.

Aslında, bilinçsizce yapılan gübreleme – bana göre cinayettir-; ancak suçlusu yalnızca çiftçi değildir. Doktorun, tahlilsiz vermediği veya vicdanen veremediği ilacın benzeri sayılan gübreyi hiçbir tahsil-eğitim görmeyen çiftçinin kullanması ona eğitim vermeyen devletin suçudur. Toprak tahlil laboratuarları kurmak ve hatta tahlilleri bedava yapmak da çare değildir. Dostum doktorun idrar, kan tahlilleri ve röntgeni anlatmasıyla gerekliliğine inanmıştım.Şimdi bir doktor beni muayeneden sonra tahlillere göndermezse, onun doktorluğundan şüphe ederim!   

Büyük arazilerde üzerine 5-10-15-20 metrede bir renkli iplikler bağlanmış uzun iplerle enine –boyuna parsel çubukları koyarak işaretledikten sonra bu noktalardan alınan toprak numuneleri naylon poşetlere doldurularak, üzerine alındığı bölge yazılır ve tahlile gönderilir.Parsel krokisi yapılırken kuzey-güneyi rakamla ifade ettiysek, doğu-batıyı harflerle ifade etmeli ve krokileri saklayarak ileride yapılacak tahlillerle toprak yapımızda meydana gelen değişimleri takip etmeliyiz. Mesela 400/m, 280/c, 140/y gibi noktalar arazimizin her zaman aynı noktalarını göstermiş olur.                 

 Bu şekilde kendi sağlık dosyamız gibi arazimizin dosyasını elde eder; yapılan hata veya iyileşmeleri takip imkanı bulur, karakuşi kararlarla gübre, ilaç veya sulama işlemlerine kalkışmayız.

Koyu renkli sulama kelimesini boşuna yazmadım. Derin sondaj kuyularından sulama yapan çiftçilerimizin sularını da tahlil ettirmeleri şarttır. Bir tanıdığım 90 tane danasını yavaş- yavaş  kaybettikten sonra suyunun hayvanlara yaramadığını, onları zehirlediğini –çok pahalı-öğrenmişti.

SULAMA

Türkiye’nin medarı iftiharı GAP projesinden sonra sıkça duymaya başladığımız “sulama bilmeyen çiftçilerimiz Urfa Ovasını yakında çöle çevirecekler “ sözleri beni hep tedirgin etmiştir.

Rivayet edilir ki Hz. Eyüp devrinde çok verimli Urfa ovaları yanlış sulamalar sonunda tuzlaşarak çöle dönüşmüş, ancak on binlerce yıldan sonra verimli hale gelebilmiş. GAP bölgesinde neredeyse mahsulü boğacak kadar bol suyla yapılan bir sulamayı bizzat görünce GAP’çılara hak verir oldum.

 Mal canın yongasıdır denmiştir. Muhasebesine baktığım bir firmanın ortaklarına fire konusunda yaptığım ikazlara aldırış etmediklerini görüyordum.Yüzde 38’lere varan fire hammaddenin çok ucuz olması sebebiyle mühimsenmiyordu. Ancak, istikbalde hammaddenin çok yükseleceği bekleniyordu. Ayrıca İstanbul sanayi odasından sorduğum fire ortalaması –üyelerini koruma düşüncesiyle yüksek tutmasına rağmen- %15-20 olarak gelmişti. Buna rağmen patronlar ikazlarımı umursamıyorlardı.

Bir gün, konuyu tartışırken patronların dostu ve aile doktorları gelmişti.Konuyu kesmeyin ben sizi ziyarete geldim, vaktim müsait dedi. Bütün direnmeme rağmen patronlar – boş ver havasındaydılar. Hiç ummadığım anda doktor imdadıma yetişti: Beyler, işinize karışmak gibi olacak ama arkadaş haklı. Ben size, böyle giderse kanser olacaksın, hemen sigarayı bırakacaksınız desem bırakmaz mısınız. Arkadaşın söylemek istediği de buna benzer. Üstelik siz abdest alacağın su denizden bile olsa israf etme hadisi şerifini hikaye olsun diye mi dinliyorsunuz? Din bütün kaideleriyle yaşanmalı değil mi? Ben sizin canınızı, sağlığınızı korumaya çalışıyorum. Arkadaş da sizin canınızın yongası olan malınızı korumaya çalışıyor demişti.

Benim aylarca çabalarıma rağmen doktorun yerinde ve zamanında bir-iki cümlesi problemi çözmüştü.

 Sizin de probleminiz, aşırı su kullanmanız, tasarrufa riayet etmemeniz. Ayrıca suyu çok hızlı, ilmi tabiriyle debisi yüksek kullanıyorsunuz. Şu anda farkında olmayabilirsiniz. Ama yılda bir milim toprak kaybı, on yıl sonra bir santime çıkar.Bir santim toprak kaybı ise binlerce ton toprak demektir.Trilyonlarca ton toprağın içinde birkaç bin ton toprağın lafı mı olur derseniz; yukarıdaki hadisi şerifi hatırlatmaktan başka yapabileceğim bir şey yok.

Yeni kuyular açmaktansa suyu,   depolayarak,basıncı düşürmek ve elektrik sarfiyatını azaltmak daha isabetli olur kanaatindeyim.Unutmayın ki toprağın suya doyduğu en iyi sulama halk tabiriyle ahmak ıslatan yağmur ve yavaş- yavaş eriyen kar suyudur.Bir de kırkta bir suyla yapılabilen damlama sulamadır.Çünkü damlama sulamada buharlaşma kaybı asgariye iner.

Toprağın suya doyması yavaş- yavaş  sindirmesiyle mümkündür. Bu sebeple sulamanın yavaş yapılması hem erozyonu önlemek,hem mikroorganizma dengesini bozmamak bakımından şarttır.Erozyondan sonra bir de mikroorganizma lafını da nerden çıkarıyorsun diyeceksiniz?   

GÜBRE –MİKROORGANİZMA

Bütün Türk çiftçisi gibi bendeniz de tarımı zor ve pahalı öğrenenlerdenim.

Ancak öğrendiklerimi unutmamak için parmağına ip bağlayanlar gibi kaydetme huyum var. Bunun çok faydasını gördüm.

 Bir tarihte çocuklarımın okuduğu Ankara’ya gitmiştik.Birkaç günlük şehri tanıma turlarından sonra sıkılmaya başlamıştım. Bir Pazar günü Kızılay’ın arka sokaklarında sergilenen eski kitaplara bakarken, 28 Şubat dönemi Tarım Bakanı Sabahattin Özbek’in eşi de olan Prof. Nurinnisa Özbek’in Toprak yapısı ve Gübre isimli iki cilt ders kitaplarını aldım. Anlamakta zorlanarak da olsa hemen okudum.O günden beri de çiftçinin en çok ilim sahibi olması gerektiğine inanırım. Öğrencisi olma şerefine erişmiş olmaktan gurur duyan bir Ziraat Profesörü N.Özbek için sahasının deryasıdır demişti.

Kitaplarda bir de –aklımca-matbaa hatası bulmuştum: Hayvan gübresiyle iyi gübrelenmiş bir tarlada toprağın milimetre küpünde 15 milyar mikroorganizma bulunur diyordu. Kendi kendime milyar kelimesinin yerine milyon koyuyor; ama –imkansız- diyor, bin kelimesini bile çok görüyordum.

İki yıllık mantarcılık denemem sırasında, raflardan birinin kenarında gördüğüm renk değişikliğini, misel(mantar tohumu) aldığım arkadaşa sordum. Eyvah, sende de mi başladı diyerek beraberce mantarhaneye girdiğimizde cebinden çıkardığı minyatür mikroskop benzeri bir aletle bakarak, bana uzattı; bakmamla irkilerek geri çekildim. Adeta üst üste yığılı yengeçlere benzer canlılar mantarların köklerini yiyorlardı. O anda Özbek’in kitabındaki milyar kelimesinin yanlışlık eseri olmadığına hükmettim. 

Konuyu bir de yukarıda bahsettiğim profesöre sordum. Milyar rakamı doğru,inanılması ne kadar zor bir hakikat değil mi? Demişti. Bu hakikat daha dün gibi yeni bir bilgidir; 1945’ten sonra keşfedilen elektronik mikroskopla elde edilmiş ve o güne kadar izahı yapılamamış bazı deney neticeleri de açığa çıkmıştır. İngiltere’de 1850’lerde 42 dönümlük bir tarlanın yarısı çiftlik gübresiyle gübrelenmiş; diğer yarısının mahsulü ile yapılan karşılaştırmalarda son senesinde bile gübrelenen yerden diğer yarısına nazaran iki misli mahsul alınmış. Alınan fazla mahsul miktarı, atılan gübreden çok daha fazla olduğundan, sebepleri çok tartışıldığı halde, bulunamamış. Ta ki elektronik mikroskop bulunup, toprak içinde yaşayan mikroorganizmaların bitki köklerine besin taşıyıp, köklerin artıklarıyla beslenmesi anlaşılana kadar.

Çiftçinin en büyük yardımcısı olan bu mikroorganizmalar, milyonlarca yıldan beri insan  hayatının ve devamının da teminatıdır.

Bu mikroorganizmaların topraktaki yaşam yeri, toprak yüzeyinden en fazla 15 santim derinliğe kadardır. Bu sebepledir ki ilmi çalışan ülke çiftçileri toprak işleme usul ve aletlerinde büyük değişikliklere gitmiştir. Derin işlemelerde, toprağı alt-üst eden pulluk(köten) yerine sapsoyler, çizel, kaz ayağı gibi aletler, yüzey işlemelerde ise freze tipi rota vatör,  rota tiller gibi aletler kullanılmaya başlanmıştır.Bilhassa pulluk birçok ülkede terkedilmiş ve hatta yasaklanmıştır. Çünkü pulluğun artık çiftçinin en büyük düşmanı olduğu anlaşılmıştır.

    Pulluk, toprak işlemede :

1.      Mikroorganizmaların yaşam bölgesi olan 15 santimlik bölgeyi daha aşağı atıp, ölü toprağı, yani mikroorganizmasız toprağı yüzeye getirmektedir. Bu sebeple çiftçinin en büyük yardımcısı, bayram, seyran, tatil, fazla mesai istemeden, boykot, grev bilmeyen, bir milimetre küp topraktaki 10-15 milyar işçiyi yaşam şartlarından koparıp derinlere gömen pulluk bu durumda hakikaten çiftçinin baş düşmanıdır.

1.      Pulluk, kışın toprağın derinliklerinde biriken kar ve yağmur sularını yukarı doğru ileten kılcal boruların (kapilar) kesilip bitki köklerine ulaşmasını önleyen bir alettir.

2.      Pulluk, yabancı ot mücadelesini baltalayan bir alettir. Derinlere gömülen ot tohumları senelerce sonra bile yüzeye yaklaşınca uyanıp yeşermekte bir-iki yıl görülmeyen, mahsulümüzün ortakçıları sanki yeniden hortlamaktadır.

3.      Pulluk, toprağımıza değer katan suyun buharlaşıp uçmasına da sebep olmaktadır.Islak toprağın yüzeye çıkıp kurumasıyla oluşan keseklerin ufalanıp kırılması daha fazla enerji ve zaman israfına yol açmaktadır. Topraktaki su cebimizdeki para gibidir. Pullukla onu havaya atıp, sonradan sulamaya çalışmak akılla bağdaşır mı? Derin işleyerek toprağın suya doymasını temin için dip patlatan, çizel ve kaz ayağı en iyi aletlerdir. Bunlar pulluk gibi toprağı alt-üst ederek mikroorganizmaların ölümüne, yok olmasına sebep olmazlar.

Karasaban devrinde bile dünyanın tahıl ambarı olan Osmanlı ülkesinde tarımımıza giren pulluğun bereketsizliğinin ne zaman farkına varacağız?

HAYVANCILIK-ENTEGRE ÇİFTÇİLİK

Yukarıda kısaca göz attığımız mikroorganizma konusuna, sulama bahsinden girmiştik. Sert akan suyla yapılan sulamayla erozyona, dolayısıyla toprak kaybına uğradığımız gibi milimetre küpünde 10-15 milyar mikroorganizmayı da kaybederiz. Tabii toprağımızda olanları. Anadolu, asırlardan beri hayvansal gübreden yoksundur. Çünkü, tek yakıtı olan tezek, daha yeni tedavülden kalkmakta! Ancak, mikroorganizma deposu olan hayvan gübresinin menşei hayvancılığımız, tükenme noktasındadır.

Tarla olalı gübre görmemiş tarlalarınıza verimi arttıracak tek çare olarak fabrika, kimyasal gübre atmaktan başka çare kalmıyor. İyi de, mahsulünüzün gübreden faydalanabilmesi için gübreyi köke iletecek mikroorganizmalar yoksa, fabrika gübresini köke değenlerin haricindekileri, toprağı çoraklaştırmak veya sulama ve yağmur sularıyla akıp gitmekten kim alıkoyabilir?Topraktaki işçilerimizi öldürmek değil, onları çoğaltmanın yollarını bulmalıyız! Bu sebeple fabrika gübresini hayvan gübresiyle birlikte kullanmak zorundayız.

Parası çok olanın canı da tatlı oluyor. Bütün Batı dünyası doğal tarım ürünlerine yöneldi. İnsanlar, kimyasallarla zehirlenmekten korkarak, tabii gıdalara yöneliyor. Türk tarımına bir bakıma yeni ümitler doğuyor. Ancak, doğal tarımın en büyük destekçisi hayvancılıktır. Sanayide de üstün olan Batı ülkelerinde tarım gelirinin %70-80’i hayvancılıktandır. Bizde bu oran %17’lerdedir. Hayvancılıkla ilgili söylenebilecek hemen her konuyu dilimin döndüğü, yazma kabiliyetimin yettiği kadar www.agrosan.net sitemdeki yazılarda anlatmaya çalıştım. Burada tekrar etmek istediğim şudur: En uzak ülkelerden bile kaçak hayvan ve et girmesine rağmen, ülkemizde et fiyatları, hayvancılığı çok cazip hale getirmiştir. Fiyat avantajı bu sene Doğu sınırlarımızdan giren aşırı kaçak hayvan yüzünden bir miktar düşse de dünya fiyatlarının hala beş misli üstündedir. Kaldı ki bu günlerde fiyatlar Şubat 2004 seviyesine tekrar ulaşmış bulunuyor. Bu fiyat avantajını yakalamışken hayvancılığın cazip karlarıyla, tarımımızı daha da sağlam temellere oturtabiliriz. Büyük baş hayvancılığın, büyük arazi sahipleri tarafından yapılması temel kaidedir.

 Ortaklık kültürü, alışkanlık ve becerisinden yoksun köylümüzün büyük sermaye ve organizasyon becerisi isteyen  hayvancılığı, yapabilmesi mümkün görülmüyor. Hac mevsiminde, başka ülkelere göre iki adım ötemizdeki Hicazın iki milyon kurban ihtiyacını Avustralya, Yeni Zelanda, Arjantin ve Brezilya tarafından karşılanması, bizim bu pazardan neredeyse on beş yıldır çıkmamız kanıma dokunuyor. 

Buğday, mısır, soğan, susam ve yıllık meyvelerle (kavun-karpuz) sağlam bir gelir temin edilemez. Hayvancılık, her zaman taze para, kazanç kapısıdır. Kaldı ki diğer üretimin garantisi, sanayi gübresinin yanında kullanılacak mikroorganizma deposu hayvan gübresidir.Anadolu’da gübrenin ehemmiyeti için söylenmiş güzel bir söz vardır: Babam yalan söyler, ama gübre yalan söylemez.

TARLA TAŞLARI

Anadolu’nun  hemen her yerinde tarlalardaki taşlar toprak işlemede en büyük sorundur. Bilhassa freze tipi aletlerin en amansız düşmanıdırlar. Güney doğu Anadolu’da tarlaların sınırlarına yığılan her biri bir-iki tonluk taşlar arazinin neredeyse %10’unu işgal eder. Bu taşlardan birden kurtulmak mümkün değildir. Kaldı ki tarlada kalan küçük, birkaç kiloluk taşlar toprak işleme, sulama ve ekim sırasında zorluk ve alet arızalarına sebep olmaktadır.

Çiftçimizin taş kırma makine ve ekipman konusunda desteklenmesi gerekir. Büyük arazi sahiplerinin dahi kazançları böylesi maliyetli finansmanı karşılamaktan uzaktır. Traktörle çalışabilecek küçük taş kırma makineleriyle işe başlamak gerekir. Devletin makine   vermektense, makine edinmeyi teşvik etmesi, bedelin bir kısmını veya finansman maliyetini, faizleri karşılaması düşünülebilir. Zamanla, taş kırma işinin buğday, mısır, silaj hasat makine kiracılığı, makine taksiciliği gibi taş kırma işletmeciliği doğabilir.

 MEYVECİLİK-AĞAÇ ZİRAATI

Güney doğu’nun Antep fıstığı dünya piyasasında talebi tam manasıyla karşılanamayacak nadir ürünlerdendir.Hele sulama imkanı olan yerlerde kurak bölgelere göre iki misli mahsul almak mümkündür.Dünyada, Antep fıstığının alternatifi olarak gösterilen bademin yetiştirileceği en iyi yerlerden biri de Güney Doğu Anadolu’dur. Hele ülkemizde yaygınlaşan yeni cinsler hemen hiç boş kalmıyor. Bütün Türkiye’ye yayılması zenginlik getirecek badem, ceviz fidancılığı ile Urfa’dan Ege’ye kadar bütün sahil boyunca yetiştirilebilecek Antep fıstığı ile zeytin fidancılığı düşünülmesi gereken kazançlı işlerdendir.

Zeytinci  bölgelerden Bursa, Balıkesir, İzmir ve Aydın yörelerinde çok iyi zeytin fidancılığı yapan yetiştiricilerimiz var. Ama, yeni başlayan badem fidancılığının önü açık. Çünkü badem ülkenin her tarafında yetiştirilebilecek nadir çerezlik meyvelerdendir.Badem her türlü toprakta yetişebilen, iklim ve toprak seçmeyen dayanıklı, adeta bitkilerin merkebidir.

Bodur elma ve bodur kiraz fidanı yönünden çok büyük bir pazar olan ülkemizde talebi karşılayan yetiştirici sayısı o kadar az ki beheri 18 milyona yükselen fidanlarla birkaç dönüm bahçe kurmak için milyarlar yetmez

Ülkemizin emek-yoğun mahsullerinden badem, ceviz, kiraz ve Antep fıstığı fidan ihtiyacı iyi bir yatırım sahası görünüyor. İleride Avrupa’nın turfanda sofralık üzüm ihtiyacının karşılanabileceği Kilis ve G.Antep civarının yeni üzüm cinsleriyle zenginleştirilmiş bağlara ihtiyacı var. Tabii bunları yetiştirecek fidancı ve araştırıcılara.

TARIMDA AR-GE ÇALIŞMALARI VE AĞLAMA DUVARI

Toprak işleyenin, su kullananın, Toprak reformu, ağa, maraba laflarıyla bütün dünyanın toprakları bütünleştirmek, büyütmek için çareler ürettiği ve netice aldığı tarımda, biz zaten nüfus ve miras hukukuyla gittikçe küçülen arazilerimizi minyatür hale getirdik. Bilgi, teknik ve makineyi gerektiren verim artışını sağlayamadığımız için tarım veriminde, dünyanın en gerilerine düştük.

1960’larda, iki bin kişi olan iki bin dönüm ve üzeri arazi sahibi çiftçi sayısı bugün kaça indi kim bilir? Halbuki verim artışı için – bütün işlerde olduğu gibi- makineleşmek ve sermaye artışı gerekli. Tarımda da kendi kendimize yetmez olduk. Aslında hiçbir zaman yetmiyorduk ya! İthal ikamesiyle, şişirilmiş fiyatlarla oyunu satın aldığımız çiftçimizi kandırdığımızı sanırken, oy hakkını çok iyi kullanan çiftçi de,  siyasilerin sırtından kendini besletiyordu. Ancak, Devletin kimseyi besleyecek hali kalmadı: Deniz bitti!

Globalleşen dünyada, her şeyini geliştirip en iyisine ulaşan Batı Dünyası, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) vasıtasıyla tarımda üretimi arttırma, koruma ve kollamayı da zorlaştırdı, yasakladı. Kendisindeki üretim fazlasını azaltmak için, doğrudan gelir desteğini (DGD) devreye soktu; bize de bunu empoze etti. Aslında bizde üretim hiçbir zaman yeterli olmamıştı ki! Bakalım, üretmemeyi teşvik eden bu beladan nasıl kurtulacağız?

ABD, altmış milyar dolar, AB ülkeleri çiftçilerine kırk milyar euro destek veriyor, diyerek destek peşinde dolananların, ABD ve AB’nin kendi şartlarına uygun hale getirdikleri teşvik ve destekleri vermeyi engelleyen, elini tutan mı var? Bizde hala %48 çiftçi nüfusuyla onların AB’de %4, ABD’de %1,5 nüfusla yaptıkları üretimi, biz  yirmide bir,onda bir kadar yapamazken, üretme seni destekleyeyim demenin manası nedir? Amerika’da 98,5 kişi 1.5 kişiyi, Avrupa’da 96 kişi 4 kişiyi bal kaymakla beslese ne yazar? Bizde 52 kişi 48 kişiyi beslemek zorunda kalıyor, bizim destek taraftarlarına göre!

Kendisinden tohum alınamayan hibrit tohum bitkileri, sebebiyle koparılan gürültüye ne demeli? Kırk beş adedi bulan Tarım Araştırma Enstitülerinin bu güne kadar elde edebildikleri bir sonuç var mı?Genleriyle oynanmış, bizi kendilerine bağımlı kılıp tarımımızı ipotek altına alıyorlar denilen tohumları ithal etmesek üretimimiz nerelere düşer; dile getiren var mı? Çoğu yabancı şirketlerin ruhsatlarıyla üretim yapan tohumcularımız da olmasa, tohum ithalatına ödeyeceğimiz para, tarım ürünleri ihracatımızı geçer.

            Rahmetli Tikveşli’nin Müessese olamadan ölümüyle ne olduğunu bilemediğimiz hayvancılıkla ilgili projeleri haricinde; Türkiye Holstein Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliğinin Menemen Damızlık Boğa Projesinden başka dişe dokunur bir çalışma görülmüyor.

            Ne özel teşebbüste, ne de devlette görev veremediğimiz Ziraat Fakültesi mezunları başka işlerde çalışırken; yüzlercesi Ege sularında boğulma pahasına Avrupa’ya kaçmaya çalışan çiftçilerimize geçim şansı veremiyoruz. Öte taraftan gramına iki gram altın verdiğimiz domates tohumu almak zorunda kalıyoruz. Her yıl dışarıya ödediğimiz milyonlarca dolar tohum ve zirai mahsul bedelleri yüzünden dış ticaret açığımız büyüyor.

            Tüketici yönünden en pahalı zirai ürünler ülkemizde satılırken, geçinemediğini iddia eden, hakikaten de geçinemediği görülen çiftçimizin durumu, tali sebepler bir tarafa; çok az üretebiliyor ve bu kadar azla geçinmeye çalışıyoruz.Ucuz ve çok üretebilmeyi bilmiyoruz.

            Ucuz ve çok üretebilmenin yolu eğitimden geçer. Bir gün, bir saat eğitim vermediğimiz veya vermeyi düşünmediğimiz, lüzum görmediğimiz çiftçimizin ABD’dekinin ellide biri, AB’dekinin otuzda biri kadar üretebildiğini çok geç öğrendik.Dünyada eğitim ve ilme en çok ihtiyacı olan çiftçilerimizin hepsini kısa zamanda eğitmek pek mümkün görülmüyor. Bin köye bin ziraat mühendisi projesinin, bir ayağını daha koymak gerekir düşüncesindeyim.

           Her çiftçi gibi,- hatta fazlasıyla- büyük çiftçimiz de bilgisizliğini kabul etmez. Ama, -iddia ediyorum- pek azı müstesna  büyük çiftçimiz dahi çift sürmeyi, toprak işlemeyi bilmez..Hatta – beni mazur görsün- başlıkta adını andığım bu satırların muhatabı bile.

            Zengin ve büyük her ülke de dikkatle izlenerek taklit edilir. Öyleyse büyük çiftçilerin eğitilmesi ön plana alınmalıdır. Projeli çalışacak büyük çiftçilere ziraatçı ve veteriner çalıştırmaları halinde teşvik verilmesi durumunda meydana çıkacak üretim ve kazanç artışı, küçükleri de cezp edecektir.

            Önceki bir yazımda da bahsettiğim Amerika’ya giden bir arkadaşımın oğlu sıradan işçi olarak girdiği firmaya kısa zamanda genel müdür olur. Genel müdür olmama rağmen firmam beni senede en az iki sefer eğitime gönderiyor diyen bu çocuğun ifadesinden Amerikalıların eğitime ne kadar önem verdikleri ortaya çıkıyor. Dolayısıyla da üretimde niçin randımanlı oldukları.

            Sokaktan çevirdiğiniz birisine şoför olarak arabanızı teslim eder misiniz? Veya sıradan bir işçiyi milyarlarca lira ödediğiniz makinede çalıştırır mısınız? Hadi bunları bırakın berber dükkanında sıra beklemektense berber çırağına tıraş olur musunuz?

            Bir gün, bir saat bile eğitim görmeyen, toprak ve su tahlilini yapmadan, karakuşi, el yordamıyla gübre kullanan, bilir-bilmez sulama, ilaç yapan çiftçimizin ürününü hangi cesaretle yiyeceğiz? Hadi biz yedik; canı çok tatlı ve sınırlarında mükemmel laboratuarlarında titiz elemanların denetiminden geçirmemiz imkansız Avrupalıya nasıl yedireceğiz?       

SONUÇ

Toprağın doktoru olması gereken çiftçinin;

1.      Toprağını ve sulama suyunu tahlil ettirmeli

2.      Toprak işleme, ekim, dikim, hasat makine parkını eksiksiz kurmalı.

3.      Arazisini işleyecek vasfa sokmak için taşları temizlemeli

4.      Sulamayı ucuzlatmak ve erozyonu önlemek için yavaş sulama için depo ve  damlama sistemini kurmalı (ağaç ziraatında-bağ, zeytin, antep fıstığı  ve diğer ağaçlarda)

5.      Hibrit tohum kullanıldığında en iyiyi seçebilmek için çeşitli cinsleri yan yana ekmeliyiz.

  1. Tarımın en karlısı ve diğer şubelerin garantisi olarak derhal hayvancılığa başlamalıyız
  2. İlk başta standart yem bitkileri ve sebze tohumu üreticiliğiyle tohumculuğa girişmeli, üniversitelerin veya yabancı şirketlerin hibrit tohum üretimine adım atmalıyız.

8.      Bütün dünyada aranan A.Fıstığı, badem, ceviz, zeytin, üzüm, kiraz üretimine başlayabilmek için kendi ihtiyacımızla birlikte fidancılığa adım atmalıyız. Fidancılığın olmazsa olmazı seracılığa başlamalıyız.

9.      Bütün bu faaliyetler için, bu saatten sonra ziraat ve veterinerlik tahsiline kalkışacak halimiz yok. Bu durumda en akıllıca yol bu tahsili yapmış olanları çalıştırarak ilmin nimetlerinden istifade etmektir. Allah, Peygamberine VEŞAVİRHÜM FİL EMRİ –sen istişare et emrini verdiğine göre bize bu emri yerine getirmek düşer.Otuz bin başka işlerde çalışan nice cevher ziraat mühendisi, veteriner varken bunlardan faydalanmamak akıl karı mıdır? Üniversite ve araştırmacılardan faydalanabilmek için onların dilinden konuşabilen, tartışıp müzakere edebilen mesleğin tahsilini yapmış kimselere ihtiyacınız var. Benim gibi el yordamıyla çiftçilik yapanlara değil!

10.  Büyük çiftçi olmaktan çıkmamak, miras hukukunun dişlileri arasında bu güzelim araziyi un-ufak etmeden, bölünmeyi durdurmak, araziyi aile şirketi, aile vakfı gibi kuruluşlara dönüştürmek akıllıca olur. Bölünme başlarsa tekrar birleştirmek imkansız olur.

 

 

Saygılarımla,

 

Salih MERT

15.09.2004

BURSA