Ana Sayfa

MARİFET İLTİFATA TABİDİR

 

Hayvancılıkla ilgili düşüncelerimi ilgili sandığım kimselere durmadan anlatmaya, konuyu devamlı gündemde tutmaya çalıştım. Fakat kimsenin bilgi ve çözüm fikirlerime iltifat etmediğini gördükçe, bunların yanlışlığı ihtimalini sorgulamayı sürdürdüm. Olaylar ve neticeleri hep beni doğruluyordu. O halde ikna kabiliyetim sıfırdı. Çünkü ilgili sandığım hiç kimseyi bu güne kadar – tenezzülen bile – ilgilendirememiştim.

Bir sohbet sırasında “Hoca Efendi, Türkiye yakında hayvancılıkta bir darboğaza girecek. Birileri bununla ilgilense demişti" cümlesini duyunca içimi ateş bastı. Bu konuşmayı birkaç kişiden daha duyunca vazifelendirildiğime hükmettim.

Kültürümüzde –benliğe işaret sayıldığı için- bilgiçlik, malumatfuruşluk taslamak çok ayıp sayılmıştır. Peki ama insan kendi kendini vazifeli sayarsa nerede duracağını nasıl bilecek ? Uzun zaman bu iki düşünce arasında bunaldım.

1997’ de konuyla ilgili ilk yazımı çeşitli kimselere gönderdim. Bu arada ilgileneceğini umarak , Hoca Efendiye ulaştırılmak üzere Uludağ Vakfı Başkanı Sayın Kemal Turhan’a verdim. Bir müddet sonra kendilerini ziyaretim sırasında yazımın ulaşıp ulaşamadığını sordum. Biz eğitimciyiz, bu konular bizi ilgilendirmez demişlerdi. Bu sözdeki hikmeti ancak yeni yeni anlıyorum. Üç-beş veya üç-beş yüz kişinin konuyla ilgisi veya bu sahaya yatırım yapması mühimsenecek bir konu değildi.

Konu ülke gündeminden hiç düşmedi. Yine de çözümsüzlük devam etti:

  1. Tarım ülkesi Türkiye de tüketici dünyanın en pahalı hayvansal ürünlerini tüketmekte.
  2. Tarım ülkesi Türkiye de üretici aç kaldığından kaçak yollardan AB ülkelerine kaçmaya çalışmakta,
  3. Tarım ülkesi Türkiye’ye kaçak yollardan hayvansal ürünler (süttozu, et) girmektedir.

4- Tarım ülkesi Türkiye’de ülkenin %48’ine hizmet götürmesi gereken Tarım Bakanlığı,çözümü bırakın derdin kaynağını bile teşhisten uzak eli kolu bağlı olayı seyretmektedir.

Tedavi, doğru teşhis ile mümkündür. Hekimlik, nasıl uzun ve meşakkatli bir eğitimi gerektiriyorsa hayvancılık sorunlarını teşhis etmek de öylesine meşakkatli bir araştırmayı gerektiriyor.

Rahmetli Ayhan Songar bir yazısında çok zeki ve çalışkan bir talebesine ihtisas konusunda danışmaya geldiğinde “Sakın ihtisas yapma, bu ülkenin zeki, çalışkan,teşhis koyarken her ihtimali gözden geçiren pratisyen hekimlere de ihtiyacı var. Bazen mütehassıslar ihtisaslarına saplanıp kalırlar” diyerek çok enteresan bir misalle görüşünü izah ediyordu.

Kuruluşunda nüfusu 11 milyon olan Cumhuriyetimizin 9 milyonu köylüydü .% 82 orandan bugün %48’ indik ama köylü sayısı 32 milyonu geçiyor. Yani 9 milyona ait topraklar şimdi 32 milyona bölünüyor.

Ziraat mühendisi sayısı birkaç yüzden 35 bine, veteriner ise 10 binlere vardı. Ama,çiftçi çift sürmeyi, yetiştirmeyi, hayvan beslemeyi bilmiyor. Cahil diye alaya alınıyor,tembelliği dile dolanıyor. Bütün suçlar sırtına yükleniyor.

Eski Sanayi Bakanlarımızdan Mehmet Turgut Japon Mucizesi adlı kitabında Japonya ile Türkiye ‘nin eğitim politikaları karşılaştırmasında şu tespiti yapar. Japonlar batılılaşma başlangıcında İngiliz sistemini tercihle ilk önce üniversite eğitimini kurmuşlar. Biz ise Fransız sistemini tercih ederek, temel sağlam olsun diyerek ilk öğretime ağırlık vererek milletin 150 senesini ve bütün imkanlarını heder etmiş, buna rağmen bir arpa boyu yol alamamışız.

Bursa Hayvan Yetiştiricileri Derneği (Haybir) başkanlığım sırasında çiftçimizin bilgiye ne kadar aç ve susuz olduğunu görmüş , ama o kadar da terkedilmiş olduğunu tespit etmiştim. Yıllar sonra benden önce başkanlık yapmış olan Emin Akdemir arkadaşımla hayvancılık sahasının en modern ve en büyük yatırımını yapmış olan Aytaç tesislerini satın alan Yimpaş ‘a ulaşmaya çalışmış kendilerine fisebilillah müşavirlik teklif etmiştik. Başlıkta yazdığım gibi marifet iltifata tabi olduğundan Çankırı Çerkeş’e kadar hakaret görmeye gitmişiz.! Ama bugün Aytaç tesislerinin sadece % 2’sini kullanabilmektedir.

Bursa Ulucami’nin batı kapısı üstündeki iki tabeladan birinde “Veşavirhüm fil emri –Sen istişare et” ayeti kerimesi var. Allah’ın Peygamberine istişareyi emrettiği dinin yaşandığı ülkede meşveret hiç yaşanmayan sünnet. Resmiyette Meclis ve Bakanlıklarda on binlerce müşavir çalışmaktadır. Tarım konusunda hiçbir iyileşme görülmediğine, hatta hayvancılıkta korkunç bir gerileme söz konusu olduğuna göre ya müşavirlerimizde iş yok veya siyasilerimiz müşavirleri laf olsun diye işe almışlar. Son 15-20 senedir tarım ve hayvancılığımızın çökme noktasına gelmesine sebep olan Özal , Demirel ve Ecevit politikalarıyla vebal altındadırlar .

Devlet tarafından Amerika ‘ya gönderilen eski iş ortağım Ziraat Mühendisi arkadaşıma , evvelce Erzurum Atatürk Üniversitesinde çalışmış bir Amerikalıyı advisor yardımcı vermişler. Adamcağız Türkiye’de gördüğü yakınlığa hayranlığından çok candan davranmış. Bizimki bunu fırsat bilerek , aklı sıra bir şeyler kaparım diyerek “Hocam beni bir araştırma enstitüsüne gönderseniz “demiş .” Adam elini şakağına koydu ve belki yarım saat düşündü , bu kadar sessiz kaldığına göre herhalde bu isteğimi ahlaksızca buldu. Nereden böyle bir şey istedim diye telaşa kapılmıştım ki , adamcağız “Böyle bir kuruluş yok ki bizim ülkemizde” diyor. Ben hayret dolu bakışlarla “Ama bizde bile 42 tane var, yenilikleri sizde kim yapar,takip eder” soruma verdiği cevap hala kulağımda çınlar. “Eli taşın altında olan yani çiftçi. Buluşunu Üniversiteye getirir,ilmi testlerini yaptırarak gidip patentini de alır .”

Bursa bölgesinde çiftçi nezdinde itibarı olan –anormal memur- bugün emekli olmuş bir arkadaşımız , memuriyeti sırasında “Biz burada yedi yüz kişiyiz ama fazladan yedi yüz kilo verime bile vesile değiliz. Köylüyü suçlamak , onun cahilliği ve hele hele tembelliğiyle alay etmek bizim hakkımız değildir demişti. Aynı arkadaş Hollanda hayvancısının eğitim seviyesi için üniversite üstüne iki yıl mastır diyor. Bir vilayetimiz kadar sahası olan Hollanda bizim toplam ihracatımız kadar tarım ürünü ihraç ediyor.

Son ekonomik krizden sonra çökme noktasına gelen tarım kesimine yaranmak isteyen bazı bürokrat,ilim adamı ve siyasiler tarım kesimi desteklenmeli, AB ülkeleri tarıma 45 milyar , ABD 90 milyar dolar destek veriyor diyerek ortalık bulandırıyorlar. AB’de 350 milyon nüfusun % 6’sı yani 21 milyon , 400 milyar dolarlık tarım ürünü üretiyor. Hele ABD’de 230 milyon nüfusun % 1,8’i yani 4,5 milyon çiftçi 600 milyar dolarlık tarım ürünü ile bu destekleri analarının ak sütü gibi hak ediyorlar. Rahmetli Mehmet Akif bütçe müzakeresi sırasında memurlar manasına gelen memurin kelimesini yanlışlıkla memureyn iki memur manası şeklinde okuyan katibe “Memureyn değil, memurin” diye müdahale ederek eklemiş “Memureyn olsa bal kaymakla besleriz.”

Sanırım kuruluşu Osmanlı’ya kadar giden bir kuruluşumuz var . İpek Böcekçiliği Araştırma Enstitüsü. Rahmetli ikinci Abdülhamit’in kendi kesesinden harcayarak kurduğu 32 okuldan biri olan Bursa Ziraat Mektebi’nin 50 dönüm arazisine yayılmış 150 kişilik kadrosuyla bu kuruluşun bu güne kadar neyi araştırıp bulduğunu öğrenemedim. Adapazarı’nda bin dönüm arazi üzerinde kurulan yedi adet dünyanın en modern laboratuarları bulunan Tarım Makineleri ve Aletleri Araştırma Enstitüsü hiç çalışmadan ve bu tesislerin kapıları açılmadan çürümeye terkedildi. Bizde siyasiler ve bürokratlar selahiyetli ama mesul değildirler. Selahiyet mesuliyetle sınırlanmadıkça devletten ümit beyhudedir.

Arkadaşımın 42 adet dediği tarım araştırma enstitüleri bugün 45’e çıktı. Ama köylümüzün cehaleti daha da arttı. İmalatını yaptığım tarım makineleri sebebiyle köylülerle iç içeyim. Çok aşırı gelecek bir tespitimi söyleyeyim: Köylümüz çift sürmeyi bile bilmez ! Bir gün bir köye giderken bir bahçenin çok yanlış sürüldüğünü gördüm. Köye girip bana karşı çok saygılı delikanlılarla konuşurken bahsi geçen tarlanın sahibini sordum. Bence köyün en zeki ve beceriklisi birininmiş. Toprak işlemenin ana kaidelerinden bahsederek hatayı anlatmaya çalıştım. Pek inanmadığını ve arkadaşlarının da onun gibi düşündüğünü anladım. Bir müddet sonra o delikanlı bana “sen haklıymışsın, dediğin şeylere dikkat ederek sürdüğüm tarlalarda mahsül farketti diyerek hatasını itiraf etti. Dikkatimi çeken bu itiraftaki bilgi ve yenilik iştiyakıydı.

Ülke nüfusunun % 48’i en basit tarım teknik ve bilgilerinden yoksun. Bu bilgi ve yenilik susuzluğu bazen özel teşebbüsün kar gayeli reklamlarına da kurban oluyor. Aşırı gübre, aşırı ilaç,lüzumsuz alet ve makine düşkünlüğü ve rekabeti ,tamiri zor yaralar açıyor. İlaç sebebiyle ihraç mallarındaki iadeler ülkemizi zor duruma düşüreceğe benzer. Sanayi ülkeleri AB ve ABD’de çok az insanla bizim 15-20 kat fazla üretim yapabilmesi onların desteklenmesiyle izah edilemez.

Yukarıda yaptığımız durum tespitine kimsenin itirazı olamaz: Hayvancılığımız ağır hastadır, ölmek üzeredir. İflah olmaz deli Valimiz Recep Yazıcıoğlu böyle durumlar için “işte şimdi kurtuluş ümidi doğdu” diyor. Bu sene Bursa’da düzenlenen Aydınlarla Yüz Yüze Programında “ 11 Eylül kurtuluşumuzu engelledi, yere çakılıp aklımız başımıza gelecekken Amerikanın açtığı kredi yüzünden bu imkanı kaçırdık “ diyordu. .Korunan, kollanan buna alıştırılırsa hep kollanmayı bekleyecek, gayreti, cehdi unutacaktır.

Bursa Hayvan Yetiştiricileri Derneğinin yeni faaliyete geçtiği günlerde Bursa Tarım İl Müdürlüğünden bir telefon aldık. Alman GTZ teşkilatı Türkiye Temsilcisi Lişka sizinle görüşmek istiyor. Müdürlüğümüz Konferans salonunda Dernek İdare Heyeti üyeleri ve isteyen üreticileri bekliyoruz dediler. Ertesi gün istenilen yere gittik. Temsilci Lişka GTZ ‘yi tanıttı. GTZ 1890’larda beş çiftçi tarafından Almanya’da kurulmuş. Bu kuruluşa üye olmayan bir Alman’ın çiftçilik ve hele hayvancılık yapması mümkün değilmiş. Çünkü kontrol laboratuarları GTZ’ye ait olup üyesi olmayanın ürün kontrolünü yapmadığından ve kontrolsuz ürün satmanın imkansızlığı kuruluşu güçlendirmiş. Size hayvancılık konusunda teknik bilgi, teşkilatlanma ve mali yardım yapmak istiyoruz. Biz özel teşebbüsüz dolayısıyla direkt size bunları vermek isteriz dediler. Bu arada arkadaşlar öküz altında buzağı aramaya başladı. Bize yardımdaki gayeniz nedir, neler planlıyorsunuz ? gibi rencide edici tavırlar bile sergilendi. Almanya olarak size çok hayvan sattık. Belki bizlerde de kusur vardır amma sizin hayvancılık bilgileriniz maalesef çok az . Bu sebeple veriminiz düşük. Suçu bize yüklüyorsunuz. Hatanın sizde olduğunu size kanıtlamamız gerekir. Bu sebeple buradayız ve ilk özel kuruluş olmanız hasebiyle –beş yıl içinde özel teşebbüse devredilmek üzere-Tarım Bakanlığına verdiğimiz imkanlardan ilk defa sizi yararlandırmak istiyoruz dediler.

Maalesef toplum mühendisleri bu teşebbüsü bürokrasiye bağlı bir kuruluşa çevirerek emellerine ulaşma çarelerini bulmaya başlamışlar bile . Sonunda kooperatif, birlik adlarıyla anılan , hala oturmamış bir kuruluş ortaya çıktı. Yine de Tarım Bakanlığının bu güne kadar-Almanların bastırmasıyla –en iyi çalışan birimi oldu denebilir.

O günkü toplantıda GTZ temsilcisi Lişka’nın yanında bulunan Kanadalı veterinere çoktandır merak ettiğim bir konuyu sordum .Kanada, ABD ve Avrupa topluluğu ülkelerinde üretici süt satış fiyatları nedir soruma Kanadalı gülerek arkadaşınız konuyu can alıcı noktasından vurdu diyerek anlattı: Kanada’da süt fiyatları bord denen bir kuruluş tarafından uzun yıllardır 50 sent olarak tespit ediliyordu deyince bizim arkadaşlar aman ne güzel dediler. Ama bu güzellik bizim hayvancılığı öldürdü cevabı arkadaşlarımızı şaşırttı. GATT anlaşması sebebiyle Amerika’dan 12-15 sente süt geliyor cevabı şaşkınlıklarını daha da arttırdı. Amerikalı bu fiyata nasıl süt veriyor bu mümkün değil diye itiraz ettiler. Kanadalı yine gülerek “verir çünkü maliyeti silaj sebebiyle çok düşük ve üretim çok fazla” deyince herkes bana döndü. Çünkü ben her toplantımızda silajın faziletlerinden (?) bahsettikçe bana üşütük nazarıyla bakanlara o yıl ilk defa silaj denemesi yapan çiftlik sahibi arkadaşımız beni müdafaa mecburiyetinde kalıyordu. .Kanadalı'’ın o konuşmasından sonra beni daha ciddi dinlemeye başladılar ve hemen o sene hepsi silaj yapmaya başladı.

Konumuz hayvancılığın hastalık teşhisini tam koyabilmek için hukuki , sosyal ve psikolojik etkenleri gözden geçirelim:

1-Tarımda miras hukuku ve tarım nüfusunun azaltılamaması parçalanmayı hızlandırmıştır

2-Parçalanma mekanizasyonu imkansız hale getirmiş, küçülme ekonomik güçsüzlüğe ve verimsizliğe yol açmıştır.

3-Dahilde yükselen fiyatlar kaçak girişleri kamçılamış, bu da üreticiyi perişan etmiştir. Rekabet edebilir kalite , fiyat ve miktarda üretemeyen neticede yıkılır.

4-Aslında tarım fizik, kimya, biyoloji, mikrobiyoloji, meteoroloji , ekonomi bilmeyi gerektiren bir meslek .

Ancak,ülkemiz ve bütün İslam ülkelerinde en cahil insanların köylüler olduğu da herkesçe malumdur. Her halde suç onların değildir .

Son zamanlarda başarıları gazetelere de yansıyan Bursa’da faaliyet gösteren Alara isimli meyve ihracaatçısı bir şirketten bahsetmek isterim : Alara çeşitli sebze-meyve içinde siyah incirde dünya birincisi , kirazda ABD’den sonra dünya ikincisi oldu. Diyelim ki siyah incir belki de Bursa’ya özel bir ürün olduğu için dünya birinciliğini beleşten yakaladı. Yetiştirilmesi zor ve ülkemizde yalnızca tarla kenarlarına ekilen kirazın köylüye dünyanın en yeni cins ve teknikleriyle tanıştırarak tarla (plantasyon) tarımına ikna ederek, dünya ikinciliğini yakalaması üzerinde çok düşünülmesi ve ders alınması gereken bir misaldir.

Türk köylüsünün aklı gözündedir diyen Prof. Baade’den evvelce bahsetmiştim. Rahmetli tavukçuluk kursu Hocamızın “köylüye paranın ucunu göstermeye görün yetiştiremeyeceği şey yoktur” hükmünü de bir yazımda anlatmıştım. Tamek Bursa’da ilk defa kurulduğunda modern bir yöntemle üretici araştırması yapmak üzere o gün için bölgenin en çok domates üreten ve Edirne’den Ankara’ya kadar domates gönderen köyümüze gelmişlerdi . Fiyat olarak yedi kuruş rakamını duyan köylünün memnuniyet mırıltılarına rahmetli Hacı Azem itiraz etti. “Beyler sözlerimi cahilliğime verin, ama siz ya sayı saymayı bilmiyorsunuz veya yine kusuruma bakmayın dayak yememişsiniz. Bırakın yedi kuruşu bana üç kuruştan mukavele hazırlayın hemen imzalayayım” demişti. Fabrika alım heyeti şaşırmış ama bozuntuya vermeden sözlerini tutacaklarını söyleyerek anlaşmalarını yapmışlardı. Ancak ürün zamanı fabrika etrafına yığılan at. öküz arabalarının çokluğu ve bekleme sırasında insanlar kadar hayvanların huysuzluğu, gürültüsü fabrika yetkililerini şaşırtmış alımın zaman zaman günlerce tehirini ve ardından fiyat indirimini gündeme getirmişti. Hacı Azem fabrika alım heyeti başkanına “Evlat benim dediğimi o gün dinleseydin bu kargaşa bu kadar olmayacaktı. Ben üç kuruştan da vazgeçtim. Mukavelemi bir kuruşa indirerek yenileyin ama bana tehirden bahsetmeyin” demişti.

Bütün bunları sıralamamın sebebi köylüdeki potansiyele dikkatleri çekmek için. Köylümüz cahildir doğru ama ariftir ve menfaatini sezer. Ayrıca ilim irfanın kadrini bilir. Hoca Efendinin Saidi Nursi’nin bağlılarından Tahiri Mutlu’nun kitap basımı için köyündeki tarlalarını haraç mezat satıp parasını getirmesi hikayesi beni çok etkilemiştir.

Şu bir gerçek ki üretim eğitimle mümkündür. Eğitimi basit bazı teknikleri ezberletmek olarak düşünenler burada yanılıyorlar. Alara şirketinin başarısının sırrı eğitimde devamlılık,istikrar ve titizlik. Şirket, fidan ekiminden,gübreye ilaçtan ,biyolojik mücadeleye ve hasat tekniğiyle ambalaja kadar her konuyu her yıl malını aldığı bütün üreticilere eğitim vererek tekrarlıyor ve hatta eğitime katılmayanların malını ucuz bile verse almıyor. Hasat ömrü güneyinden kuzeyine batısından doğusuna deniz seviyesinden dağlarına kadar toplasanız iki ayı geçmeyen kiraz için verilen bu eğitimin sonunda kıştan çıkarken parasızlıktan kıvranan köylünün paraya kavuşması yanında ihracaatta bir dünya ikinciliği var. Hem de ülke ekonomisinde ihracaatı yapılmasa değeri beş paraya inecek bir ürünle!

AB ülkelerinde ve ABD’de tarım gelirlerinin %80’ini oluşturan hayvansal üretimin ülkemizdeki payı % 18 ‘lere inmiş bulunuyor. Tarımsal ürünlerin hayvancılık hariç hemen hepsi kesintili veya yılda bir seferdir. Tahıl üretiminde köylünün çalışacağı gün sayısı 37’dir. Köylü tembel diyenler ona çalışacak alternatif bir şey öğrettiler de mi yine çalışmıyor . İbrahim Tatlıses’in güzel bir sözü var “ Devlet Oxford açtı, bize imkan verdi de mi okumadık.”

Evvelki yazılarımdan birinde de bahsetmiştim. Mudanya’nın Yörük Ali köyünde budama konusunda yaptığımız bir tartışmada son budama kursunun 35-40 yıl evvel yapıldığı ortaya çıkmıştı. Zeytin gibi ülkemizin , Marmara ve Ege çiftçisinin en büyük gelir kaynağına devletin eğitim bakışını ortaya koyan bir misal.

Devletin bütün eğitim faaliyetleri –maalesef- dökülmektedir. Öte yandan Fethullah Gülen okullarının ülkede ve ülke dışındaki ses getiren neticeleri dost , düşman herkesin ilgisini çekmektedir.

Ülke nüfusunun % 48 ‘ni oluşturan köylünün eğitiminde devletten ümit beklenemez. Seçim günleri haricinde unutulan bu insanların ekmekleriyle, gelirleriyle ve diğer sosyal ihtiyaçlarıyla birilerinin meşgul olması gerekmez mi? Alara Tarım misalinde olduğu gibi hayvancılıkta da bir emsal yaratılarak bütün ülkeye yayılamaz mı?

Veşavirhüm fil emri hükmünce meşveret ederek neticeye ulaşacağımıza ve bütün islam alemine de emsal olacak bir organizasyonu kurabileceğimize inanıyorum. Çünkü organizasyon, işletmenin temeli olan eğitim gönüllülerinin en iyisine Tahiri Mutlu’lara sahibiz.

Yetişkinlerin eğitimi çocuk eğitiminden hem kolay hem daha verimlidir. Öyle ki Amerikalılar bu tip eğitim için eğitileceklerden yani öğrencilerden para alır.

Hayvansal ürün tüccarlarıyla yetiştiricilerini üretim,miktar ve fiyat ekseninde buluşturacak bir organizasyonun en büyük gücü; bunu dizayn edecek, taşın altına elini sokacak eğitim gönüllülerini bir araya getirecek lider bekleniyor. Meşveret sünnetini uyguladığımızda Allah’ın bize yardım edeceğine inanıyorum.

Meşveret emirlerinizi bekliyorum

Salih MERT

10.06.2002-BURSA