Ana Sayfa

HAYVANCILIĞIMIZ

 

  1950’lerde seksen milyon baş hayvana sahip Türkiye‘nin hayvansal ürünleri dışarıdan almaya başlaması düşündürücüdür. 1980’lerden beri çöküşün sebepleri tartışılmakta ancak, sebepler iyi tahlil edilemediğinden çareler netice vermemektedir.

Bazıları terörü hayvancılığın çöküş sebebi sayarken bazıları da tersine hayvancılığın çöküşünü terörün sebebi saymaktadırlar. Halkın vazgeçilmez gıdalardan etin iki çıkış noktası vardır:

  • Kanatlı
  • Büyükbaş

1960’larda bitme noktasına gelen tavukçuluğumuz 7-8 sene gibi çok kısa sürede toparlanmış birkaç krizi de atlatarak dünya çapında bir sektör olmuştur.

Öğretmen, imam, muhtar ve köyden çıkan okumuşların (mühendis, doktor, memur) amatörce gayretleri kısa sürede profesyonel ve rantabl işletmelerin doğmasına vesile olmuştur. Desteklemelerle dünyanın en pahalı hububatı ile yetiştirilen tavuk eti ve yumurtada sektörümüz rakipleri ile başa baş mücadele edebilmektedir. Öte taraftan otla beslenen büyükbaş hayvan etinin dünya fiyatlarına göre üç misli yüksek olması hepimizi düşündürmelidir.

Büyükbaş hayvancılıkta işin tarıma dayalı olması problemi daha karmaşık hale getirmektedir. Tarım birimlerinin küçüklüğü mekanizasyonu zorlaştırmakta randımanı düşürmektedir. Herkesin söyleyip ancak çözümü için el atmadığı tarımdaki miras hukukunun arazi parçalanması sebebi ile küçülme bütün dertlerin başı gibi görünmektedir. Çok sık söylenen bir sözü tekrar etme mecburiyetindeyiz: Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok! Bugün sanayici bildiğimiz Avrupa ve Amerika’dan hayvan ve hayvansal ürünler almamız çarenin o ülkedeki hayvancılığı göz önüne almakla çözülebileceğini göstermektedir.

Tavukçuluktaki başarımızı büyükbaş hayvancılıkta göstermemiz mümkün değildir. Tarımımızın, çiftçi ve köylümüzün yapısını çözmeden veya anlamadan ortaya atacağımız tedbirler fayda yerine zarar verebilir, çöküşü hızlandırır. Nitekim girdi maliyetleri azaltmak bahanesi ile kesif yem iadesi uygulaması hiçbir işe yaramadığı gibi maliyetleri yükseltmiş neticede daha fazla iade istemeye yol açmıştır. Türkiye haricinde büyük baş hayvancılıkta bu denli kesif yem kullanılmaz. Büyükbaş hayvanlar ot, yani selülozu et ve süte çeviren fabrika gibidir. Ot yemeye dizayn edilmiş bu canlıları kesif yem ile beslemek ancak maliyeti yükseltmektedir. Kesif yemin işkembeli hayvanlarda sindirim bozukluklarına sebep olduğu gibi yemin sindirilmeden dışarıya “yani dışkı olarak atılmasına sebep olur”.

Kesif yemin ancak yüzde onu sindirilmektedir. Halbuki tavukçulukta yüz yirmi gram yem elli beş gram yumurtaya dönüşmektedir. Tamamen kesif yem ile beslenen tavukçuluktan elde edilen tavuk etinin toptan fiyatı ülkemizde yedi yüz bin TL iken aslında ot ile beslenmesi icap eden büyük baş hayvan eti bunun üç katı civarında iki milyon TLdır. Kırmızı et bütün dünyada beyaz etten daha ucuzdur. Ortalama 1,2 dolardır.

İran ‘dan ve Avrupa’dan kaçak et ve hayvan girişinin sebebi dış fiyatla iç fiyatın arasındaki büyük farktır. İran’dan gelen canlı hayvanın taşeronuda PKK olup kazandığı para bize kurşun olarak dönmektedir.

Terslik burada kendini açıkça göstermektedir. Avustralya , Yeni Zelanda , Brezilya , İran ve Türki devletlerde mera besiciliğinin haricinde yani Avrupa ve Amerika ‘da hayvancılığın temeli silaja dayalıdır. Ülkemizde mera kalmamış gibidir. Olan yerlerde de terör korkusu hayvancılığı bitirmiştir. Ayrıca miras hukukundan gelen parçalanma sebebi ile yaylım sureti ile hayvan besiciliği imkansız hale gelmiştir. Sebze ve meyveciliğin gelişmesi koyunculuğu yapılamaz hale getirmiştir. Zeytinci yörelerde koyunun zeytine verdiği zarardan dolayı zeytincilerle koyuncular harp halindedir.

Zeytinin gittikçe kıymet kazanması hukuken de haklı olmaları çatışmayı son noktaya getirmiştir. Korkarım ki bazı kaymakam ve valilerimizin konuya duyarsızlığı önümüzdeki günlerde yeni çatışma ve kan dökülmelerine sebebiyet verebilir. 

Ülkemiz büyükbaş hayvancılığının kurtarılabilmesi için maliyeti düşürecek silajla beslemeye geçmesi gerekir. Ancak silaj yapmak mekanizasyonu, mekanizasyon ise finansmanı gerektirmektedir. Temcit pilavı gibi tekrarladığım “miras hukukundan kaynaklanan parçalanmadan mütevellit küçülme sebebi ile hayvancımızın çiftçimizin mali gücü çok zayıftır. Zayıf bünyeleri kuvvetlendirmek için uzun yıllar emek verilen kooperatifçilik tarımda tutmamıştır.

Halkımızda bilhassa köylümüzde ortak çalışma şuuru gelişmemiştir. Dolayısıyla işletmelerin birleşerek büyümesi mümkün değildir. Ancak biçerdöver ve bazı orijinal makineler taksiciliği (fason iş yapma) gittikçe yaygınlaşmaktadır. Marmara bölgesinde tarım il müdürlüklerinin silajı yaygınlaştırmak için döner sermaye yolu ile aldığı makinelerin kullandırılması bu bölgede silajın yaygınlaşmasına vesile olmuştur.

Bir silaj makinesi 1500 hayvanın yıllık ihtiyacını karşılayabilir. Ancak işletmeleri ortalama hayvan sayısı 15 i geçmemektedir. Dolayısıyla silaj makinesi ihtiyacı çok yüksektir. Ayrıca silaj makinesi teknolojisi yeterli değildir. Mevcut makineler mısır silajına ancak uygundur. Tahıl ülkesi olmamız hasebi ile tahıldan silaj yapabilen makinelerin imali gerekir. Üstelik otsu maddelerden yapılan silaj hem daha ucuz hem daha faydalıdır.


Yanlış desteklemeler sebebi ile tükenme noktasına gelen hayvancılığımızın tekrar dirilebilmesi silaj makinesi desteği ile mümkün olabilir. Bu arada birlikte çalışmayı ortaklık yapmayı öğrenmesi bakımından bu teşvik özel prosedüre tabi tutulabilir.

Hayvancılıkla ilgilenen müteşebbislere bilgi ve tecrübelerimi aktarmayı zevk bilirim.

 

Salih Mert

Mayıs 2000-Bursa