Ana Sayfa

HAYVANCILIKTA BİLGİ ve ORGANİZASYON

 

Tavukçuluğumuz l963-1965 arasında çökme noktasına geldiğinde Tarım Bakanlığının il ve ilçe müdürlükleri kanalıyla açtığı tavukçuluk kursları Bakanlığın en hayırlı işlerinden olmuştur. O devrede iştirak ettiğim kurslardan birinin hocalarından biri “bu işe fazla soyunma sonu cılk çıkar“ deyince hayretle karışık ve isyankar bir üslupla et, protein, talep, fakir halk gibi laflarla nutuk atmaya çalışmıştım. “Heyecanını anlıyor ve söylediklerinin hiç birine de itiraz etmiyorum. Ancak üç sene sonra yer gök yumurta ve tavuk dolar,mal satılmaz ve zarar edersiniz” demişti. O günlerde yem 20 kuruş, yumurta 50 kuruş yani bir yumurta ile iki buçuk kilo yem alıyorduk. Üç yıl sonra yumurta 20 kuruşa düşmüş, yem 50 kuruşa yükselerek hepimiz şaşkına dönmüştük. Rahmetli hocamız “Paranın ucunu görmesin, çiftçinin yetiştiremeyeceği şey yoktur“ demişti.

Teknik bilgi ve kazanç ümidi köylüyü ve bilhassa öğretmen,imam, köyden çıkmış mühendis, doktor, sanayici, esnaf gibi çalışkan ve cesur insanlar, geçen seneye kadar dünya üçüncülüğünü yakalayan bir sektörün kurucuları olmuşlardır. Özel sektör dinamizmi devamlı yenilenen bilgi ve teknoloji ile üreticiyi motive eden mükemmel bir organizasyon bahsi geçen başarının anahtarı olmuştur. Ancak Şubat 2001 krizi sektörün çöküşünü hazırlamış, Mudurnu batma noktasına gelmiş, Köytür‘ün Kasım 2001 sonu itibariyle zararı 15 Trilyonu bulmuş, Banvit, Özsoy, C.P, istihsali asgari seviyeye indirmişlerdir. Köytür’ün dış kredi garantisi verilirse kurtulma ümidi var. Mudurnu‘nun bir dış bir de iç ortakla toparlanma haberleri geliyor. Kasım 2000 ‘de 700 000 lira olan toptan tavuk eti şu anda 2.000.000 liraya, geçen sene 35 000 lira olan yumurta ise 100 000 liraya çıkarak neredeyse üç misline çıkmış bulunuyor. Bir bakıma fiyatlar dünya piyasasının üzerine çıkmıştır.

Yem katkı maddeleri ve veteriner ilaç fiyatları dışa bağımlı olduğu için tavukçuluğumuz zor durumdadır. Finansman sorunları ek maliyetlerle sektörü zorlamaktadır. Tavukçu teknik bilgi, teknoloji ve organizasyon yönünden Batı ile boy ölçüşecek seviyeye erişmiştir. Şu anda organizasyonu sağlayan müteşebbis zor durumdadır. Fiyatlarla , karlılık yakalanabilir ve tavukçuluğumuz kurtulur ümidindeyim. Ancak, fiyatlar kırmızı ete yaklaştığından et tavukçuluğunda rüzgar artık arkadan esmeyecektir.

Koyunculuk ve sığırcılığımızın bünyevi durumu itibariyle sorunları ve çözüm yolları daha komplike ve zordur. Koyunculuk,on beş yıl süren terörden büyük zararlar gördü. Yirmi yıl evvel birinci sırada aranan koyun eti şehirleşmenin ve basının psikolojik etkisiyle son sıralara düşmüştür. Ülkemiz koyunu baharda yaylıma çıkar, kısa süre sonra kurumaya başlayan ot tohumlarıyla ve arkadan yetişen hububat hasadının dökülen taneleriyle aşırı yağlanır. Yağ tulumu haline gelen koyunlar,kışın fizyolojik doyumdan öte bir işe yaramayan samanla kış boyunca vücudunda biriktirdiği yağı harcayarak baharı bulur. Anadolu koyunu asırlar boyu yaşadığı bu hayata kendini adapte etmiştir Avustralya ve Yeni Zelanda‘nın yağsız et veren türler yetiştirdiği söylenmektedir. Sığır etinde de yağ büyük problemdir. Kolesterol korkusu ve psikolojisi insanları yağlı etten uzaklaştırmaktadır. Yağ hayvanda üç şekilde bulunur: Et hücreleri arasında –ete lezzet veren de bu yağdır. .İkincisi deri altı yağı, üçüncüsü iç organlar –işkembe, bağırsak, kalp ve böbrek yağları- uzmanlara göre kolesterol yapıcı olan bu yağlardır.

Koyunculuk tahıl üreticisi Anadolu çiftçisinin boş zamanlarını değerlendirdiği ve yokluk yıllarında sigortası , can simididir. Ayrı sürü çıkaramayanlar,köy sürüsü tabir edilen müşterek sürü yoluyla olsun birkaç baş hayvana sahiptir. Bu yolla fakirlikten kurtulma Anadolu köylüsünün bitmeyen umududur.

Sığırcılık, Doğu Anadolu haricinde ev ekonomisi bazındadır. Bir bakıma kadının gayretiyle beslenen ve kadının malıdır. Katma köy sürüsü yapılarak yaylıma gönderilir ve ancak kışın önüne bir şeyler verilir. Bu hayvanların besleyici özelliği %1 olan saman ve sahibinin ortak gıdası tahıldır. Ot, yonca,korunga,fiğ gibi yem bitkileri nadirattandır. Dolayısıyla et ve süt verimi çok düşüktür. Çoğunlukla evin yoğurt, peynir ve ayran ihtiyacı için beslenen bu hayvanların yavruları ev ihtiyaçlarını karşılamak için satılır. Süt verimi yüksek ırklar ülkenin her tarafına şayanı hayret bir hızla yayılmış bulunuyor. Ancak, teknik bilgi ve teknoloji noksandır. Bunu yapması gereken Tarım Bakanlığı ortalıkta görülmüyor. Tavukçuluğun başlangıcındaki gayret yerini toplum mühendisliğine soyunanların kooperatifçilik dayatmalarına dönüşmüştür. Kooperatifçilik köylümüz tarafından benimsenememiş bir kültür, beceri, bilgi ve liderlik işidir. Köylü nüfusumuzun .en cahil ve benliğine, hürriyetine düşkün kesimidir. Tarımımız hakkında ilk raporu veren yabancı uzman olan Prof. BAADE “Türk Köylüsünün aklı gözündedir” diyerek mükemmel bir tespitte bulunmuştur. Yumurta ve et tavukçuluğunda, arıcılıkta, meyve ve sebzecilikte başarılarımız karlılığı gören köylümüzün çabuk ikna olduğunun göstergeleridir. Dikkat edilirse her şeyi devletten beklemeye alıştırılmış köylümüzün, özel sektörün pratik zekasının ürünü organizasyonlara çabucak uyum sağladığını gösteriyor.

Bursa-Yenişehir’in bir köyüne ilk silaj makinesini 4 kişiye aldırmıştık. Ertesi sene birkaç grup daha aynı ortaklık yoluyla silaj makinesi aldılar. Halen o köy hayvancılığın en iyi yapıldığı yerlerden biridir. Müşterek iş yapmak köylümüze en zor gelen şeydir. Ancak, iyi misaller her zaman için köylümüzün ışığı olmaktadır.

Avrupa’da ve ABD’de tarım gelirinin %80’i hayvancılıktan elde edilmektedir. Bizde ise bu %18’dir. Hububat tarımına göre hayvancılık gelirinde 17 misli artış hesap edilmiştir. Tahılı satıp parasını yiyeceği yerde hayvanına yediren çiftçi birinci gelirini birkaç sefer devretmiş olmanın rantını yakalamaktadır.

Tahıl tarımında hasat kayıpları %25-40’a varmaktadır. Halbuki silaj yapıldığında kayıp sıfır olmaktadır. Üstelik besin değeri %1’lere inen saman hazmolamayan selüloza dönüşmekte, tanedeki protein azalıp nişasta nispeti arttığı için geviş getiren işkembeli hayvanlarda oksidos (ekşime) dolayısıyla sindirim bozukluklarına sebep olmakta ve hayvanlarda yağlanmaya yol açmaktadır. Ayrıca ot yemeğe dizayn edilmiş işkembeli hayvanlarda ekşimenin sebep olduğu sindirim bozuklukları işkembedeki faydalı mikroorganizma dengesini altüst etmektedir. Mikroorganizma işkembeli hayvanlarda verimin en büyük unsurudur. Mikroorganizma dengesi bozulmuş bir hayvanın işkembesi işçisi olmayan bir fabrika gibidir. Dolayısıyla verim beklenemez.

İzah etmeye çalıştığım ve evvelki yazılarımda da bahsettiğim bu teknik bilgi köylümüz tarafından bilinmez. Ayrıca Marmara Bölgesi ve mevzii bazı bölgeler haricinde silaj bilinmemektedir. Bilinen yerlerde de sermaye ve finansman zorluğu sebebiyle makine alamayan köylü eski usul saman ve kesif yem ile hayvan besiciliğine devam etmektedir. Ancak, birinci yazımda hesabı yapılmış olduğu gibi kar etmediği için hayvancılık gittikçe terk edilmektedir.

Şu anda tavuk eti toptan 1.5 $’a, perakende 2 $’a çıkmıştır. Kırmızı et toptan 2 $, perakende 3.5 $’ı bulmuştur. Tavuk eti ile kırmızı etin birbirine yaklaşması bundan böyle tavukçuların ne kadar zorlanacağını göstermektedir. Ancak, dünyada 1 $ civarında olan kırmızı etin toptan 2 $’a satılması hala kaçak etin piyasamızı doyurmakta olduğunu gösterir. Halbuki kırmızı eti silaj teknolojisi ile 70 cent’e mal etmek mümkündür. Ancak, diğer yazılarımda bahsettiğim gibi çiftçimiz arazi ve sermaye yönünden güçsüzdür, küçüktür. Birleşerek ortaklaşa iş yapmayı da becerememektedir. Teknik bilgi ve teknoloji eksikliğini giderecek organizasyonlar gerçekleştirilebilir ve çok kısa zamanda et ve süt problemi çözülebilir kanaatindeyiz.

Batı ülkelerinde et tüketimi 100 kg’ın üzerinde. Türkiye’de ise 15 kg civarındadır. Süt tüketimi ise batı ülkelerinde 150 litre, Türkiye’de ise 6 litredir. Ayrıca her sene hac mevsiminde Mekke’ye 2.000.000 civarında kurbanlık gitmektedir. Bu kurbanlar Arjantin, Brezilya, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan gelmektedir. Biz ise bu pazarı 10-15 yıldır tamamen kaybetmiş bulunuyoruz.

Nüfusunun %45’i tarımda çalışan ülkemizde tarım kesiminin milli gelirdeki payı maalesef %10’un altına düşmüş bulunmaktadır. “Kahvaltıma işçiyi ortak etmek istemem” diyen profesör senelerdir köylüyü sofrasında ortak ettiğinin farkında bile değil. Devletten ümit boşunadır. Devleti baba bilen zihniyet bizi kurtarmayacaktır. Birçok aydınımızın tembel dediği köylü, tembel değil naçardır. Yetişkinlerin eğitiminde ticaret odaları, esnaf teşekkülleri, sendikalar, dernekler kanununa göre kurulmuş iş hayatının vazgeçilmez yeni organizasyonları tarım kesimi haricindeki gruplar üzerinde mükemmel tesirler yaratmıştır. Tarım kesiminin eğitiminde Tarım Bakanlığı, Ziraat Odaları haricinde sivil toplum kuruluşları yoktur. Ziraat fakültelerimiz köylüye inmeye tenezzül etmez. Veteriner fakültelerinin ise at yarışları ve sosyetenin kedi-köpeğinden başını kaldıracak hali yoktur.

Köylümüz cahildir ama ariftir. Yukarıda verdiğim misaller bunu gösteriyor. “İnsana yapılan yatırım en büyük yatırımdır” diyen doğru söylemiş. Biz nüfusumuzun %45’ini eğitmek ve onlara yol göstermek mecburiyetindeyiz, diye düşünüyorum. Bunun yolunu istişare ederek bulmak zorundayız. “Paranın ucunu görmesin, köylünün yetiştirmeyeceği şey yoktur” sözünün işaret ettiği cevvaliyeti keşfedip ortaya çıkarmak eğitim gönüllülerinin işi olmalıdır. Bu vebal hepimizindir.

Köylünün hasadına yardım için tekkeyi araziye çıkaran yeni Hacı Bayram Veli’lere ihtiyacımız var.

Saygılarımla,

 

Salih Mert

15.12.2001